Sevgili Dostoyevski,
Sevgilim terastaki bitkilerim için Aydos Ormanları’nın bol solucanlı topraklarını eşeliyorken, ben Yakov Petroviç’in anksiyetesiyle baş ediyorum.
Ve yine Sevgili Dostoyevski,
hangi balık boğmuş kendini, hangi serçe atlamış damdan, bilemiyoruz.
Yol üzerinde bir sarrafa uğrayıp yanındaki bütün büyük banknotları bozdurdu ve bozdururken zarar etmesine rağmen cüzdanının oldukça şişkinleşmesi çok hoşuna gitmişti.
Nasıl ölü bir insan ancak biri onu ölmüş olarak gördüğünde önem taşırsa, tarih sahnesine taşınmış yüz milyon ceset de hayalimizde silik bir görüntüden başka bir şey değildir.
İşlerini yapmayı sürdürüyorlardı, yolculuklar ayarlıyorlardı, fikirleri vardı. Geleceği, yolculukları ve tartışmaları ortadan kaldıran bir vebayı nasıl düşüneceklerdi ki?