Kafa karıştırıcı bir başlıkla girmek pek adetim değildir, ancak ballı avokadomun beni Mubi'ye dadandırdığı günden beri neredeyse bütün Zeki Demirkubuz filmlerini izledim. Yazgı da onlardan biriydi. Böylesine vasat, böylesine bitmesini iple çektiğim bir Demirkubuz filmi izlememiştim. Demirkubuz'un karakterleri bu filmde gerçekten verilmek istenilen duyguyu iletemiyorlardı. Berbat bir oyunculuk ve berbat bir senaryo, bu yüzden ne zaman Mubi'de Yazgı'ya denk gelsek, her seferinde istemsizce ''Bir cacık yok bu filmde'' diye filmi yermekten kendimi alıkoyamıyordum.
Gelelim Albert Camus'nun 57 yılında Nobel almasına sebep olan ''YABANCI''ya ve Zeki abimizle bağlantısına:
Ben yine kronolojik okuma merakıyla A.Camus'a Yabancı ile başladım. Mükemmel bir tercihmiş, geç bile kalmışım. Kitabın ilk 20 sayfasında öykülemelerdeki bu sahneler nereden tanıdık geliyor diye düşünürken, kitaptaki Raymond karakterinin, Yazgı'daki Engin Günaydın'ın canlandırdığı karakter olduğu fikri bir anda beliriverdi. Bir hışımla Mubi'ye baktığımda ise, oyuncular arasında Albert Camus'nun fotoğraf ve ismini de görüp, bu durumu netleştirmem içime su serpti. Bu sebeple, kitabı okurken, filmle bağlantı kurmaktan kendimi alıkoyamadım. Ama yinelemek istiyorum ki, Zeki abi Albert Camus'a haksızlık etmişsin!
Meursault, ana karakter. Kitabın ismini aldığı gibi, yabancı. Dünyaya, küresel ahlaka(Evren uçsuz bucaksız ve tam olarak keşfedilemediğinden yaşama ihtimali kuvvetle muhtemel olan başka canlılara haksızlık etmemek adına burada ''evrensel ahlak''deyimini kullanamayacağım) ve insanların ''olması gereken'' olarak sınırladığı tüm insan davranışlarına, yabancı. Bu yabancılığı öylesine içselleştirmiş ki, okurken bunun nasıl olabileceğini sorgulamıyor, direkt karakterin yerinde hissedebiliyorsunuz ve ne doğru
Onun Tanrı'sından, seçilen hayatlardan, yazgılardan bana neydi, değil mi ki beni ve benimle birlikte, onun gibi bana kardeşlerim olduklarını söyleyen milyarlarca ayrıcalıklıyı da tek mukadder ecel gelip bulacaktı.