Tek kelime ile bayıldım. Peyami Safa bu kitabı 1951 yılında kaleme almış. Kitabı okurken içinde anatomiyi, psikolojiyi, beden dilini, meditasyonu, felsefeyi, toplum yapısını.. ve daha bir çok şeyi buldum. Aklıma bize bazı şeyler unutturulup, tekrar öğrenilmiş hissi verilmiş. 1951 yılında bir yazarın bu kadar donanımlı, bu kadar herseye hakim olması beni çok şaşırttı. Kitap toplum yapısını anlatmış ama nasıl anlatmış. Kelimeler adeta dans etmiş, uçmuş. Cümlelere hayran kaldım. Yazar Samim üzerinden kendini dile getirmiş. Samimiler Besim arasındaki zitlikla olaylar anlatılmış. Besim okadat lay lay lom ki. İkisi arasındaki konuşmalarda Samim tarafını tutmak mecburlasiyor. Yazar öyle bir oyun oynamışki. Samim ve diğerleri diye okudum kitabı. Bir tek Samim mantıklı. Onunla kim diyologa girse Samimin görüşlerini onayliyorsunuz. Karakterler topu evde yaşamasına rağmen hepsi birbirinden kopuk. Bu durum kitabın ismini açığa çıkartıyor...
Hep namussuzluk yapan kadınların hikayelerini duyarsınız. Kainatı böyle sanırsınız. Ulan herkes böyle olsa bu hikayeler anlatılır mi? Demek müstesna vakalar bunlar ki dile düşüyor. Neden dün gece evlerinde efendi efendi oturup, çocuklarıyla radyo dinleyenler dile düşmüyor. Çünkü onlar herkes.. demek namussuzluk müstesna imiş ki namussuzluk dile düşüyor. Herkes böyle olsaydı, namuslular hikayesi dilden dile gezerdi. Onlar müstesna olurdu. Neden kepaze bir azlik sana cesaret veriyor, örnek oluyor da, bütün o binlerce evi dolduran sessiz ve temiz insanları düşünmüyorsun.