Leyla'nın Evi...
Yıllar önce okuduğum ilk Zülfü Livaneli kitabıdır. Şimdi tekrar okuyup bitirdim ve sanki daha da anlayarak beğenerek sindirerek yavaş yavaş okudum bukez. Okuduğum Zülfü Livaneli kitapları arasında bir sıralama yapacak olsam birinci Serenad sonrasında ikinci en beğendiğim kitabıdır benim için. Kitap da Osmanlı hanımefendisi olarak oldukça donanımlı bir şekilde yetiştirilmiş Leyla'nın değişen dünya düzeni içerisinde ailesinden kalan anıların hatıraların olduğu kendisinden gasp edilen yalısı için verdiği mücadele esnasında savrulmasını kırılmasını yıpranmasını anlatıyor. Bu süreçte Leyla'nın yolu küçüklüğünden beri tanıdığı gazeteci Yusuf ve asi sevgilisi Roxy, kendisi gibi İstanbul beyefendisi olan ama en büyük zaafı sınavı oğlu Ömer olan Ali Yekta bey ile kesişiyor. Roxy asıl adı Rukiye olan ailesi tarafından sevilmemiş ihmal edilmiş hayatta kendi ayakları üstünde durmaya çabalayan bazen yanlış kararlar üzerine ilerleyen Roxy'nin önce Yusuf sonra Leyla ile tanıştıktan sonra hayatı bambaşka bir yere evrilir ve yıllarca sevilmemiş sevmemiş olmanın verdiği asilik hırçınlık yerini kendini benimseyen seven sevilen Rukiye'ye bırakır. Ali Yekta bey ise ömrünü hayatta en sevdiği en değer verdiği oğlu Ömer'e ve onu yetiştirmeye adar fakat yine en büyük sınavı Ömer ile olur. Bambaşka hayatların kesişiminin anlatıldığı bu harika roman kesinlikle okumaya değer...
Leyla'nın EviZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201735,3bin okunma
Bu dünyadan nefret ede ede yaşamaya devam etmenin nasıl bir şey olduğunu biliyor Rukiye.İşin en kötü yanı da dünyanın herkes için bir cehennem olmadığını daha iyi daha mutlu bir yaşamın varlığını bile bile buna katlanmak....
İnsanlar yaşlanıyordu, bunun ayrıcalığı yoktu ama yaşlanan insanların bir kısmı olgunlaşmış olarak, bir kısmı ise olgunlaşmadan ölüyordu. Bunun püf noktasi ise bir insanın " nasıl görünüyorum?" sorusundan "nasıl görüyorum?" aşamasına geçmesiydi.