‘’Dostoyevski’nin St. Petersburg’u, Tolstoy’un Moskova’sı, Balzac'ın Paris’i varsa benim de Çukurovam var…’’
Yaşar Kemal okuduğumuz tüm kitaplarında, şiirlerinde memleketimizin hasretini burnumuzda öyle güzel tüttürür ki bir zaman sonra o hasrete de hasret kalırız. Bizi bize o kadar iyi anlatır ki, memleketimizin taşını toprağını, insanını, orda burada gezen hayvanlarını; yeri gelir sobanın kokusunu, çakır dikenlikleri ve Çukurova’nın uçsuz bucaksızlığını, güneşin Anadolu’da bir başka doğuşunu, umutla doğan güneşin her akşam Anadolu insanının yorgunluğuyla ve hüznüyle batışını, gecenin karanlığını, insanların korkularını, aşklarını, en gizli duygularını bize o kadar iyi anlatır ki bir an durup yazarın bizim röntgenimizi çektiğini düşünürüz.
Evet, Sevgili okurlar Kafkaokur bu sayısında bir Anadolu Çınarı Yaşar Kemal’i konu almış. Ben Anadolu Çınarı olarak tanımlıyorum bu büyük yazarımızı çünkü kökleri Anadolu toprağına sapasağlam bağlanmış her acıyla daha da güçlenmiş ve büyük umutlarla dal budak salmış kocaman bir çınarı hatırlatıyor bana.
‘’ İnsan, düşleri öldüğü gün ölür.’’
Daha küçük bir çocukken yaşadığı büyük travmaları da içindeki bitmez tükenmez umutları ve sarsılmaz güçlü yüreği sayesinde atlatabilmiş. İçinin yangınını, yalnızlığını, babasının yokluğunu, dağ bayır gezip işittiği ağıtlarla, destanlarla yahut duyduğu mısralarla biraz olsun dindirebilmiştir.
‘’Ta yüreğinde… Bir yerleri acıyordu…’’
Babasının ölümünden sonra hayat onu farklı yerlere savurmuştur. Farklı yerlerde işçilerle, köylülerle birlikte çalışmıştır. Onların yoldaşı olmuş ekmeğini, kederini, sevincini onlarla paylaşmış, hayatının bir döneminde yolları Dino kardeşlerle kesişmiştir. Siyasi olarak yargılanmış ama işçi haklarını, demokrasiyi savunmaktan vazgeçmemiş hatta