Yasin Yonsuz

Yasin Yonsuz
@Yasin1709
Aydın
8 okur puanı
Şubat 2020 tarihinde katıldı
Rüyalar İçinde Dolanan Bir Hikâye: Ve Ateş Bizi Tüketiyor
Puan vermedi·280 syf.··
2022 3. kitabı
POSTMODERNİZMİN AYAK İZLERİ Murat Gülsoy, Postmodernist duyarlılıkla yazan romancılarımızdandır. Yazarın Ve Ateş Bizi Tüketiyor’da geleneksel statüden uzak biçimde okura görev yüklemesi, anlamı okurun belirlemesini beklemesi; romanın geleneksel roman parodisi özelliği taşıması yani içinde metinlerarasılığı barındırması; romanda olayın ön planda olmaması ve anlamın tamamlanıp bitirilememesi ve hatta tam aksine yoruma açık ve yeniden değerlendirilebilir olması gibi özellikler postmodernizm etkileridir. Murat Gülsoy, özellikle Jorge Luis Borges’ten etkilenmeler taşır. Borges,postmodern romancılar arasında değilse bile köklerinde tartışmasız bir şekilde yer alır. Üst-anlatı, parodi, anlamın sorunsallaştırılması, çoğulluk ögeleri Borges’in hemen bütün metinlerinde görülen özelliklerdir. Bunun yanında, gerçek/gerçek-dışı onun metinlerinde sürekli birbirine geçiştirilir, gerçeklik sürekli olarak yeniden yorumlanabilir şekilde kurgulanır. Fantezi de Borges anlatılarının vazgeçilmez ögelerinden biridir. Romandaki ölüm, yalnızlık, fantezi, yabancılaşma, varlık ve rüya gibi kavramlar; benlik süreci, gerçek-kurmaca, üstkurmaca, metinlerarasılık, bilinç akışı, eleştiri, ironi, semboller, farklı ve yeni anlatım teknikleri Murat Gülsoy’un postmodernist anlayışını yansıtan başka özelliklerdir. Biçimsel bağlamda da postmodern çizgi yakalanmıştır. Özellikle metinlerarasılığa başvurulmuş, diğer sanat dallarından heykel, mimari ve özellikle de resim sanatı başat bir biçimde kendini göstermiştir. Ve Ateş Bizi Tüketiyor, Murat Gülsoy’un Diyaloglar: Rüya İçinde Rüya, 602.Gece ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Abdullah Efendi’nin Rüyaları eserlerinden etkilenmeler taşımaktadır. Bununla beraber romanda adeta Van Gogh’un Yıldızlı Gece’sinde Edvard Munch’ın Çığlık’larını duyar gibi oluruz. Yine
Edebiyat
Ve Ateş Bizi TüketiyorMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2019546 okunma
Reklam
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Puan vermedi
Bu kitabı ilkin lise yıllarımda okumuş ve oldukça etkilenmiştim. Aziz Nesin’in gerek verdiği toplumsal mesajlar, gerekse kötü yönetimlerin aksayan yönlerini mizahi bir dille adeta alaya alırcasına ustalıkla yansıtması o yaşlarımda bana fikir verdi. Kitabı tekrar üniversite yıllarımda okuma fırsatını yakaladığım için mutluyum. Çocukluk veya ilk gençlik yıllarımızda okuduğumuz kitaplar bizde izler bırakır hiç şüphesiz. Fakat bizi biz yapan asıl kitaplarla aslında üniversite yıllarımızda karşılaşırız. Daha bilinçli bir okuma süreci geçireceğimiz için şüphesiz bizde oluşturacağı etki de büyük olacaktır. Eserde Yaşar Yaşamaz’ın çocukken nüfus müdürlüğünde yapılan bir hatayla kayıtlara 1915’te Çanakkale’de şehit düşmüş olarak geçmesi ve böylece kimliksiz kalması, bu kimliği çıkartmak için verdiği mücadele, ölü olmadığını ispat etme mücadelesi anlatılır. Yaşar Yaşamaz, bir kimliğe kavuşma çabası gösterir fakat devlet dairelerinde karşılaştığı sorunlar, işlerinin bir türlü görülmemesi onda bir bıkkınlığa ve adeta isyana dönüşecektir. Aslında Yaşar Yaşamaz’ın dünyada tek istediği şey sevdiği kız Anşe ile evlenmek ve küçük de olsa mutlu mesut bir hayat sürmektir. Tam her şey yoluna girecek derken gittikçe karmaşık bir hal alan bu serüven benim gibi bütün okuyucuların adeta dişlerini sıkarak kitabı bitirmelerine neden olacak. Romanın asıl odaklanılması gereken noktası şudur: Devlet işleri neden bu kadar çok aksamaktadır? Sadece Yaşar Yaşamaz’ın başına gelmez bunlar, Güher Hanım’ın 22 yaşında ve erkek olarak kaydedilmesi, Hasan Öğüt’ün fazladan üç çocuğa sahip olması ve bunların nerede olduğunun bilinmemesiyle hakkında cinayet suçlamasında bulunulması gibi toplumda nicelerinin başına her gün gelen şeylerdir. Aziz Nesin’in siyasilere neredeyse hiç acımadan gerçekleştirdiği bu ağır
Aziz Nesin
Yaşar Ne Yaşar Ne YaşamazAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 200816,2bin okunma
M.İlhan Erdost- Üç Şair(Nazım Hikmet-Cemal Süreya-Ahmed Arif)
Puan vermedi
Türk şiirinde İkinci Yeni akımının isim babası olarak bilinen Muzaffer İlhan Erdost, Üç Şair adlı eseriyle sosyalist ve toplumcu addettiği üç isme(Nazım Hikmet, Cemal Süreya, Ahmed Arif) odaklanır. Yazar, kitabı üç ana bölüme(N. Hikmet, C. Süreya, A. Arif) ayırmakla birlikte her bir şairi alt başlıklar halinde farklı hususiyetleri ile tanıtır. Söze bu üç şahsiyetle tanışıklığından başlar: “[Üçü de yaşamda değil, birini görmedim(Nazım Hikmet) biriyle fakülte yıllarında arkadaş oldum(Cemal Süreya). Biri gece Ulus’a gelmiş, “Ben Ahmed Arif, kurban” demişti]”(Erdost, 2006, 7). 1. NÂZIM HİKMET Birici kısımda Nazım Hikmet’in devrimci-marksist yönünden bahsedilmektedir. Kendisine ilham kaynağı seçtiği ve yalnızca üç devrimci değil, aynı zamanda çok büyük üç sanatkâr olarak niteleyeceği Marks, Engels ve Lenin, ilk şiirlerinde daha çok “inkılap” ile özdeşleştirilen “ihtilalci” özellikleriyle ele alınır. Nâzım’ın ilk şiirlerinde daima bu üç şahsiyetin yüksek perdeden haykıran sesini duyarız... “[hurra, hurra/ hurra!/ geçti bize/ diktatura!]”. Kısacası devrim anlayışı onda “militanca” bir tavır olarak görünmektedir. “[24 saatte 24 saat Lenin/ 24 saat Marks /24 saat Engels /Yüz dirhem kara ekmek /20 ton kitap]”(19 Yaşım, 1930). İşçi sınıfından yana tavır almasıyla birlikte dinginlik, yerini devingenliğe devreder. Yükselişler, kucaklayıcı tavır, yüksek perdeden haykırma daima şiirinin odak noktası haline gelir. Nazım Hikmet’in Moskova’da toplumbilim ve politik ekonomi okuduğu dönemlerde Türkiye o zamanlar sömürgeci-emperyal güçlerden arınmış, fakat kendi içinde faşist-dikta yönetimin kucağındadır ve sosyalist devrimi gerçekleştirebilecek bir sınıfsal toplumdan bahsetmek o zaman için güçtür. Çünkü bu dönemde sosyalistler bir söz hakkına sahip değillerdir ve özgürlük alanları
Üç ŞairMuzaffer İlhan Erdost · Onur Yayınları · 2006108 okunma