"Dayanamıyorum artık Theo, yaşamın ağırlığına daha fazla dayanamıyorum. Unutmaya çalışıyorum ama olmuyor. Kulağımdaki çığlıklara karşı koyamıyorum..."
Vincent van Gogh
Şermin Yaşar’ın Altı Harfli Bir Tatlı eseri, yazarın genel üslubuna çok yakışan; sıcak, samimi ve gündelik hayatın içinden bir kitap.
Eser, Meltem’in sevgilisiyle birlikte köye gitmesiyle başlıyor. Meltem için bu yolculuk bir kaçış gibiydi; şehirden, geçmişten ve eksik büyümüş olmanın verdiği ağırlıktan kaçış...
Selime Teyze ile karşılaşmaları bana çok anlamlı geldi. Selime Teyze de aslında kaçıyordu; kendi çocuklarından, kırgınlıklarından ve yıllardır biriktirdiği anlaşılmama duygusundan.
Bu iki karakterin yollarının böyle bir kaçış anında kesişmesi bana tesadüf gibi gelmedi. İkisi de farklı nedenlerle ama aynı duyguyla oradaydı. Meltem annesiz ve baba sevgisini eksik büyümüş bir genç kadınken, Selime Teyze de anne olmasına rağmen sevgisi karşılık bulmamış bir kadındı. Biri yokluğun, diğeri fazlalığın içinde eksikti.
Zamanla aralarında kurulan bağ beni en çok etkileyen kısımdı. Başkalarına anlatamadıkları hayatlarını, kimseye söyleyemedikleri gerçekleri birbirlerine açtılar. Herkese yalan söylerken, birbirlerine dürüst olmaları bana çok gerçek geldi. Yazar burada, insanın bazen gerçeğini en yakınlarına değil, kendini güvende hissettiği yabancılara anlatabildiğini incelikle vurguladı bizlere.
Altı Harfli Bir Tatlı, Selime Teyze ve Meltem üzerinden, aile bağlarının karmaşıklığını ve insanın en temel ihtiyacı olan anlaşılmayı sade ama derin bir anlatımla sunuyor.
Kısacası: “Hayatın içinde küçük mutluluklar arayanların kitabı.” Okudukça insanın içine yavaşça yerleşen, yormayan ama düşündüren bir roman.
Tahsilliyiz belki, iyi okullarda okuduk, sözüm ona kültürlüyüz, yetiştirdik kendimizi, paramız var, yabancı dilimiz var, görgümüz var. Ama çaremiz yok. Hepimiz çaresiziz.
Anlaşamamak çok anlaşılır bir sebepti ayrılmak için ama kimseye bu kadar açıklama yeterli gelmiyordu. Hiç değilse şiddetli bir geçimsizlik istiyordu. Aynı evi paylaşan, hiç konuşmadan, kavga etmeden, birbirine dokunmadan seneler geçiren insanların geçimi de geçimsizlik değil mi?