Daha önce İhsan Oktay Anar okumuşlar için, yazarın büyüklere masal tadında üslubu, bol bol eski kokan terimleri sürpriz sayılmaz. denizcilik terimlerine amattan aşina olanlar için o kısım da çok sorun olmayabilir. ama ya başta ya sonda ya da ilk geçtikleri yerlerde dipnot olarak bu terimlerin kısa açıklaması olsa daha da güzel olurdu. ama bilmemek sorun olmuyor, aşağı yukarı tahmin edilebiliyor. yazar masalsı havada gerçeküstü olayları gayet akıcı ve ayakları yere basar şekilde anlatıyor. çok ilginç bir stili olan yazarın daha üretken olmasını ve 8 yıl daha bekletmemesini diliyor, kendisine iyiki varsın diyorum.(puan 7,5/10)
kitap rus işgali öncesi afganistanın önde gelen ailesinin çocuğu emirin evin hizmetçisinin oğlu -yaşıtı- hasan ile olan arkadaşlığı (?) ve sonrasında ABDye gitmek zorunda kalması ile hasana ilişkin vicdani muhasebesini konu alıyor. bu noktada devreye taliban dönemi giriyor. hem afganistanın yakın tarihini de hafiften görmüş oluyoruz.
uçurtma avcısı içimizdeki kötü insanın nasıl da canlı ve esas biz olduğunu yüzümüze vuruyor. basit hesaplarla bir başkasının canının yanmasına seyirciyiz. biz istediğimiz zaman arkadaş biz istediğimiz zaman hizmetçi olmasını istiyoruz karşımızdakilerin. moda deyimle herkes haddini bilecek (ya da "herkese haddini ben bildiririm"). ama işte bazen vicdan bu duruma isyan ediyor ama heyhat omuz silkip bana ne diyoruz çoğu zaman. hepimiz emir "ağa" gibi değil miyiz? emir olmak yetmiyor, illa ağa olacağız. belki emir de ABDye gitmek durumunda kalmasa hayatına girecek yeni hizmetçileriyle vicdan muhasebesi yapmadan devam edecekti hayatına. ABDde "öteki" olmak, köşkteki ötekilere empatiyi tetikliyor. belki kincilik var ruhumda ama emirleri affedemiyorum, bizim yerimiz kaybedenler kulübü :)...