"Aslında ben doktorum. Ve bu meslekte böyle vakalarda sık sık karşılaşılır, böyle ölümcül vakalarla... evet, sınırdaki vakalar diyelim, insanın görevi olup olmadığını bilmediği vakalar... yani, sadece diğerine karşı görevi yok ki insanın, kendine karşı da var, devlete karşı da, bilime karşı da var... Yardım edelim, elbette, zaten bunun için varız... ama böyle düstur lar her zaman sadece teoriktir... Nereye kadar yardım edelim ki?.. İşte siz, yabancı bir insan, ben de size yabacıyım ve ben sizden beni burada gördüğünüz konusunda suskun kalmanızı rica ediyorum... tamam, siz de suskun kalıyorsunuz, bu görevi yerine getiriyorsunuz... Sizden benimle konuşmanızı rica ediyorum, çünkü kendi suskunluğumda boğulmak üzereyim... Beni dinlemeye hazırsınız... tamam... Ama bu çok kolay ki... Peki ya sizden beni tutup küpeşteden denize atmanızı rica etsem... o zaman iyilikseverliğiniz, yardımseverliğiniz o noktada biter. Bir yerde biter işte... kişinin kendi yaşamıyla, kendi sorumluluklarıyla karşı karşıya kaldığı yerde... bir yerlerde bitmek zorunda... bu görev bir yerlerde bitmek zorunda... ya da... acaba doktorların görevi bitemez mi? O bir kurtarıcı, her an herkese yardıma hazır biri mi olmalı, sırf üzerinde Latince kelimeler olan bir diploması var diye? Gerçekten de kendi hayatını hiçe mi saymalı, kendi kanına şu mu karıştırmalı, sırf biri... sırf biri gelip ondan asıl davranmasını, yardımsever ve iyi olmasını istiyor diye? Evet, sorumluluğunda bir sınırı var... insanın artık daha fazlasını yapamadığı bir yer..."
Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu