6. Mayıs. 1972
Çoğunun bir şekilde tanıklık ettiği, kiminin ezberden kimininse okuyup araştırarak, içinde hissederek yaşadığı o acının doğum günü. Deniz Gezmiş'in, Yusuf Arslan'ın ve Hüseyin İnan'ın, görünüşte 'Devleti yıkmaya çalışmak' suçuyla, ailelerine ve avukatlarına tam vakitleri bile haber verilmeden ,üstelik infazları birbirlerine izletilerek idam edilişlerinin yıldönümü yarın. 47 yıl önce bugünü yarına bağlayacak gece, bazıları için gelmeyecek bir sabaha gebeydi ne yazık ki...
Ben ve benim gibi, aileleri tarafından bir şekilde 'kendi yaşadıkları acıyı yaşamayalım' diye siyasetin dışında bırakılıp apolitik yetiştirilen neslin sonradan öğrendiği gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşları, hak etmedikleri o ölüme metanetli bir şekilde gidiyor, idam sehpasına kendileri çıkıyor ve ayaklarının altındaki tabureyi de kendileri itiyorlar. Kendilerinin de söylediği gibi bir devrimciye yaraşır şekilde ölüyorlar.
Gülünün Solduğu Akşam, işte bu infazların öncesinde neler olduğunu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının aslında ne yapmak istediklerini, örgütlenmelerinin ve halkı, köylüyü, işçiyi bu uyanışa dahil etmek istemelerinin nedenlerini, o dönemde gerçekten ne yapmak istediklerini, kaçışlarını, yakalanmalarını, hapisteki yaşamlarını ve içeride iken gördükleri işkenceleri anlatıyor. Bu kitabın en önemli özelliği, bunları, birinci ağızdan, yani yaşayanların ağzından anlatması. Erdal Öz, anlatıklarını, Gezmiş ve arkadaşlarıyla bir süre beraber kaldığı Mamak Askeri Cezaevinde iken onlarla yaptığı konuşmalara ve o sırada tuttuğu notlara dayandırıyor. Kitabın büyük çoğunluğu, Gezmiş ve arkadaşlarının anlattığı gerçekler üzerine kurulu. Ve bu nedenle de inandırıcılığı oldukça yüksek oldu benim için. Zaten daha sonra konu ile ilgili yaptığım okumalar ve izlediğim o dönem belgeselleri de,