Kitaba başlamamla ne ara bitirdiğimi fark etmedim, bitirdiğimde ise büyük bir burukluk yaşadım.
Üsküdar’da bulunan nice sohbetlerin, nice dostlukların, nice tefekküre şâyan ibretlerin yaşandığı, nice mânevi hisleri aşikar eden yaşanmışlıklarla o attar dükkanı ve müdavimlerinin anlatıldığı bu eseri büyük bir coşkuyla okudum.
(Prof. Dr. Ahmed Yüksel Özemre Türkiye’nin ilk atom mühendisidir, 26 Haziran 2008 yılında vefat etmiştir.)
Hoş bir tevafukla karşılaştığım ve okumamın nasip olduğu bu eseri ziyadesiyle sevdim. Bazen okumak adına plan yapmadığım, aniden okuduğum ve sevdiğim böylesine değerli eserleri keşfetmeye bayılıyorum.
Tasavvufa ilginiz varsa veya anı okumayı seviyorsanız tavsiye ederim.
Şiirlerde hep bir çelişki sezdim. Bu şiirlerin hepsinin ömer hayyam’a ait olup olmadığını iyice araştırmak gerek zannımca. Bambaşka kişiler konuşuyor gibi bir hissiyatla okudum: bir yandan çakır keyif, diğer yandan hakkı çözümlemeye çalışan biri.
Bir tık melamet ehli havası da sezdim fakat şiirler arası çizilen keskin çizgi, bambaşka kişiler gibi hissetmemin önüne geçemedi.
DörtlüklerÖmer Hayyam · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202527,8bin okunma
Ölü bir dil olan ibraniceyi diriltip, işgale giden yolu aralayan Eliezer Ben-Yehuda'nın hayatını bu uğurdaki çalışmalara adamasını anlatan, büyük bir emeğin ürünü. Yaşanan bu hayatın neticeleri ve günümüze kadar uzanan işgal, dil birliğinin önemini gözler önüne seriyor.
"İbranice ve Siyonizm, birbirini destekleyen ve besleyen iki unsurdur. Eğer ulus olarak dirilecek ve anavatana döneceksek, ibraniceyi konuşup yazabilmek zorundayız."
Gayet kolay anlaşılan sade bir dili olmasıyla beraber, fotoğraflarla da desteklenen bir eser. "Kitabın öyküsü" ve "Son söz yerine " olan kısımda, yazarın bu eseri yazma sebebi ve müslümanlar olarak çıkarmamız gereken derslerden bahsediyor. Okuyup geçmek yerine faydalı amaçlar uğruna istifade edebileceğimiz bir eser olur diye umut ediyorum. Yazarının kalemine sağlık.
Dil ve İşgalTaha Kılınç · Ketebe Yayınevi · 20241,056 okunma
15 Aralık 1952-21 ocak 1953 tarihleri arasında vatan gazetesinde "Hayatım - Naciye Enver Paşa'nın hatıraları" adıyla otuz altı sayı olarak tefrika edilmiştir. Kronik kitaptan çıkan bu baskısı ise Enver Paşa'nın torunu olan Burak Enver tarafından hazırlanmıştır.
Su gibi akıp gitti desem yalan olmaz- bazı kısımlarda kopukluklar olsa da- Dönemin saray içi adetlerine de değinen, çocukluğundan, sürgün döneminin bitişine kadar olan süredeki anılarından bahsettiği bir kitap. Özellikle saray içi yaşayış ve Enver Paşa ile evlilik hayatından bahsettiği kısımları büyük bir ilgi ile okudum. Pek çok fotoğraf ile desteklenmesi de ayrıca ilgi çekiciydi.
"Enver Paşa kendisi için değil, evvela memleket sonra da benim için yaşadı."
"Saraylarda herkesin tablası ayrı gelir, küçük, büyük herkes kendi odasında ve yalnız başına yemek yerdi."
"Aile arasında birbirini ziyaret etmek diye bir adet yoktu. Hatta yan yana saraylarda oturan kardeşler bile birbirlerine misafirliğe gitmezdi."
"Her şehzadenin bin altın maaşı vardı. Evlenmemiş olan genç sultanlara yüzer altın , evlenenlere ise sekiz yüz altın maaş bağlanırdı. Düğün masrafı olarak da her bir sultan için altı bin lira düğün tahsisatı ayrılırdı."
"Enver Paşa'nın Malessa imzasını taşıyan tabloları vardır. Bunlardan bir tanesi de bir Alman mecmuasında basılmıştır. Birçok kimse bu imzanın Enver Paşa'ya ait olduğunu bilmez ve onu Alman ressam zanneder."
Enver Paşa'nın vefatından sonraki kısımları buruk bir şekilde okusam da severek okuduğum bir kitaptı, tavsiye ederim.
Zihnime ve benliğime mıh gibi çakılmış şiirler. Fazla söze ne hacet, okuyun ve kendiniz hissedin.
“Mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.”
Erbainİsmet Özel · Tiyo Yayınevi · 201211,6bin okunma