İnsan, kendisini tanımlayan normların tarihsel ve iktidar ilişkileri içinde üretildiğini fark ettiğinde, kendini yeniden kurma imkânı bulur.( nesnelleşmeden öznelleşmeye doğru ... Ben yaratılır, verilmez)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Thomas Jefferson, şu sözleri söylediğinde çoğu zaman olduğu gibi meseleyi doğru kavramıştı: "Anlaşılmaz teoriler karşısında kullanılabilecek tek silah dalga geçmektir. Fikirler, mantık üzerlerinde işlemeden önce net olmalıdırlar
“Eğer onları alt edemiyorsan onlara katıl” kartını oynaması mantıklıydı. Onun çoktanrıcılığı, çoktanrıcılıktan çok kılık değiştirmiş bir tektanrıcılıktır.
Tanrı Varsayımı’nın temeli, kanıtlara değil de kendine özgü ilhamlardan oluşan yerel göreneklere dayandığından, şaşırtıcı olmayan bir şekilde birçok versiyonda karşımıza çıkar. Din tarihçileri ilkel kabile animizminden¹ başlayarak, Yunan, Roma ve İskandinavlarınki gibi çoktanrıcılık ile devam eden ve Yahudilik ve onun türevleri Hristiyanlık ve İslam’da olduğu gibi tektanrıcılığa doğru bir ilerlemenin farkındadırlar.
Yehova, İsa ya da Allah’ın ya da Baal, Zeus veya Wotan gibi tanrıların kendine özgü özelliklerine saldırmıyorum. Aksine, Tanrı varsayımını daha savunulabilir bir biçimde tarif etmeliyim: Doğaüstü bir insan, doğaüstü bir zekâ vardır ve bu varlık, kâinatı ve içindeki her şeyi bilinçli olarak tasarlamış ve yaratmıştır.
Bu kitap daha farklı bir görüşü savunacaktır: Herhangi bir şeyi tasarlamaya yeter karmaşıklıktaki bir yaratıcı zekâ, ancak kademeli evrimin uzun sürecinin bir ürünü olarak ortaya çıkabilir. Evrim geçirmiş yaratıcı zekâlar, kâinata en geç katılanlardır ve bu nedenle evrenin tasarımından sorumlu olamazlar. Bu tanıma göre Tanrı bir yanılgıdır ve sonraki bölümlerin göstereceği gibi zararlı bir yanılgıdır.