Kendi soluk alışverişlerini ve ayak seslerini dinlerken,hayatın ve mutluluğun ilk defa işitir gibi olduğu çağrısına kararlılıkla sırt çevirebileceği bir güç hissediyordu içinde.
Ka Türkiye’de Allah’a inanmanın, insanın tek başına en yüce düşünce en büyük yaratıcı ile karşılaşması değil, her şeyden önce bir cemaate bir çevreye girmek demek olduğunu baştan biliyordu .
Şimdi ikimizde bir çeşit sürgün hayatı yaşadığımıza ve öyle çok başarılı muzaffer ve mutlu olamadığımıza göre zor bir şeymiş hayat. Şair olmakta yetmiyormuş.