Sabr-ı cemîl, başa gelen belâ ve musibetleri hiçbir şekilde
kullara şikâyet etmeden, feryatsız, şikâyetsiz, metânetli ve mütevekkil bir şekilde karşılamak demektir. Şâyet Allâh, kullarına şikâyet edilirse, sabır husûsiyetini kaybeder.
Yûsuf aleyhisselâm, kuyuya atılınca Allâh Teâlâ’ya şöyle ilticâ etti:
“Ey gâib olmayan şâhid! Ey uzak olmayan yakın! Ey mağlûb olmayan gâlib! içinde bulunduğum sıkıntıdan beni ferahlığa çıkar! Bana bir kurtuluş kapısı aç!”
“Şu yanlışı asla yapmam!” diyen bir kul, şeytana açık bir
kapı bırakmış olur ki, şeytan her işini bırakarak ona musallat
olur ve yapmam dediği şeyi kendisine yaptırıncaya kadar onun
peşini bırakmaz."
Dili kesilerek öldürülen İbnü’s-Sikkît şöyle demiştir:
“ İnsanın, dilinin sürçmesiyle uğrayacağı musibet, ayağının
sürçmesi ile uğrayacağı musibetten çok daha büyük olabilir! Zîrâ insanın ayağının sürçmesinden hâsıl olan yara zamanla iyileşir. Hâlbuki ağızdan çıkan söz, insanın başını bile götürebilir."
Haset insanın aklını, irfanını, faziletini perdeleyen bir örtüdür. Kalpte haset peyda oldu mu gözden feraset uçup gider. İnsan hakla batılı, doğru ile eğriyi birbirine karıştırmaya başlar. Şifa diye zehri yudumlar.