Dünyayı sevmek... Fakat kendi hatırı için değil, onu Yaradanın rızası için sevmek... Sevincin kaynağına gerçekte ne dünyanın hatırı için dünyaya bağlanmakla, ne kahır yüzünden onu terk etmekle ulaşılır. Aslında bir nihilist olarak dünyayı terk etmek kabil de değil. Onu terk edebilmenin de aşkla ilgili bir yanı olmalı.
Oysa hayatın bir şiş etrafında dönüp durduğunu sanan için, o şişi bulamadığında hayatı zehir olup çıkar. Çünkü kafasında “şükür" diye bir kavrama yer bulunmaz.
Kendini eleştirme, aslında açık kafaların ve açık ruhların işidir. Kendini eleştirebilen kimse, kendisinin baş- kalarınca eleştirilmesine de açık ve tahammüllü bir kafa yapısına ulaştığını kanıtlamış olur. Böyleyken, kendini eleştirebilen kimsenin bu tutumu, eleştiriye tahammülü olmayan kimse tarafından, yanlış istikametlere saptırılabilmektedir.
Özeleştiri gerçekte bir erdem sayılacakken, eleştirmeden uzaklaşmış olanlar için bu, neredeyse kendini karalama, menfi bir melâmet hissi olarak yorumlanmaktadır.
Bir zenci, derisinin renginden bir bakışta anlaşılabilir, oysa Müslümanlar genellikle ve çoğunlukla Müslüman olduklarının anlaşılabilmesini sağlayacak alamet-i farikadan mahrum bir hayat sürüyor.