“Annem ölünce evimiz ev olmaktan çıktı, ruhunu yitirdi, bir pansiyon sıradanlığına dönüştü. Annem, evimizin duvarında asılı bir Kur’an-ı Kerim gibiydi ve oradan inince duvar buz gibi soğuk oldu. Hakikatimiz parçalandı, efkârınız arttı, suretimiz soldu, inşirahımız ortadan yarıldı, kalbimiz kurudu, mekânımız daraldı.”
“Bir hayatın daha olsa, korkmadan dokunmak için yaşardım onu. Bir keklik beslerdim ellerimle, varsın uçsun sonunda. Bir çiçek büyütürdüm, varsın solsun sonunda. Bir omuz ısıtırdım, varsın gitsin sonunda. Dokunurdum. Ben eriyene dek, o eriyene dek, biz hiçleşip karışıncaya dek bu derin boşluğa, dokunurdum. Ama yok bir hayatım daha. Bir hayat daha yok.
Yok.”