Daha çok anlat,” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Beni sevdiğini de söylemiştin nasılsa.”
“Evet.”
“Öyleyse neden bizim eve gidip, babamdan beni sana vermesini istemiyorsun?”
Öyle duygulandı ki, doğrulup oturdu; yüzümü avuçlarının arasına aldı.
“Benim küçük oğlum olmayı ister misin?”
“İnsan doğumundan önce babasını seçemez. Ama seçmek elimde olsaydı seni isterdim.