•Albert Camus 1957 Nobel Edebiyat Ödüllü, kalemini ve mesajını hayretle okuyacağınız, mutlaka okumanız, tanışmanız gereken bir yazar.
•Yabancı ise yazarın en çok bilinen ve okunan eseri. Yabancı eseri, bana Yusuf Atılgan’ın tarzını fazlasıyla hatırlattı; konu nerdeyse aynıydı zaten. İki kitabı peş peşe okumam da sadece şans değildi tabiki; sizlerin de okuyacaksanız yine benim gibi peş peşe okumanızı tavsiye ederim.
•Eser boşlukta, kaygısızlık ve düzensizlik içerisinde süregelen bir karakterin hayatını anlatmakta; yine Sigmund Freud’dan etkilenmiş psikoloji tarzında yazılmış bir eser. Bu tarz eserlerin mistik bir yanı ve ilginç bir tadı oluyor ve eser bittiğinde de kendinizi biraz tuhaf hissediyorsunuz.
•Ana karakterimiz Mersault neden yaşadığını, neden öleceğini, hatta hayatın en ufak bir nedenini veya acabasını düşünmeyen, her şeye kayıtsız kalan, hayatının sonlarına doğru mecburiyetten bi nebze sorgulamaya çalışsa da sosyal hayattan tamamen kopmuş, sadece kendi kafasının içinde yaşayabilen birisi olarak dünyaya ve insanlara yabancı bir karakterdir.
•Mersault tam olarak tanımadığı birisiyle, sırf onu kırmamak adına arkadaş olacak, istemediği halde ona yardım edecek, her şeyi sorgulamadan kabullenebilecek, kız arkadaşının evlilik teklifine bile sorgulamadan evet diyebilecek ve hatta annesinin ölümüne bile üzülemeyecek. Şimdi bütün bunlar da neden ve böyle bir karakter acaba günümüzde gerçek olabilir mi diyeceksiniz?
•Mersault karakteri, Anayurt Oteli’ndeki Zebercet karakterinden biraz daha farklı geldi bana. Zebercet bazı şeyleri elde etmek istiyordu, bir arayış içindeydi, bulamıyordu ve yoksunluk çekiyordu, özlem duyuyordu. Yalnızlık ve arayış Zebercet’i derinden bir sorgulamaya, yoksunluk ise Zebercet’i gerçek hazların arayışına ve bir an önce yalnızlıktan kurtulmaya