Bugün nostalji yapıyorum, fotoğraflara bakıyorum.İlk oğlumu 19 sene önce, ikinci oğlumu 8 sene önce kucağıma aldım.İnsan anne olunca öyle bir döngüye giriyor ki ; uykusuz, yorgun, ne zaman emzirdin , ne zaman altını aldın, çiş miydi , kaka mıydı illaki karışmasın diye bir defter tutuyor.O defterlere yıllar sonra baktığımda anladım; ilk iki senelerinde birkaç kere 3 saat deliksiz uyumuşum, gerisi 45 dakika, 1 saatlik setler halinde.
Başlarda defalarca halüsinasyon gördüm uykusuzluktan.Bir gün oğlum 5 yaşında anaokulundayken aradılar , düşmüş ve çenesi yarılmış, oluk oluk kan akıyor, onu alıp hastaneye götürdüm , çenesine dikiş atılırken kafasını tutuyordum.Şu an yazarken bile içim kötü oluyor.
Anne olduğumdan beri fiziksel ve manevi sınırlarımla bir kavga halindeyim. Annelik kazanıyor ekseriyetle, dayanıyor insan en yapamam sandığı şeylere bile.İlkokulda büyük oğlumun ayak bileği kırıldığında hastanede ilgilenmeyen doktorla kavga ettim, onu ezen mahallede ki büyük çocuklarla kavga ettim, yaşlarına bakmadan kota doldurmak için röntgen, MR, tomografi dayayan sağlık sistemiyle kavga ettim, oğluma haksızlık yapan öğretmeniyle kavga ettim , eğitim sistemiyle kavga ettim, kitapları ellemesine izin vermeyen kitapçıyla, saçlarına , kıyafetine ahkam kesen insanlarla, golünü vermeyen hakemle , okula götürdüğü kartlarına el koyan müdüre hanımla , gerektiğinde babalarıyla kavga ettim.
Kendi tecrübemden şunu öğrendim: Annelik, insanın direnç sınırlarını aşmasını sağlayan, olmazları olduran bir ruh hali, kolları sıvayıp ardına bakmadan girdiğin bir kavga.
Ve biyolojik bir mefhum da değil. Araba çarpan sokak kedisi kucağında, tedavi etmeyi reddeden veterinerle kavgaya girende gördüm, Sırtındaki kabanı çıkarıp sokakta yatan evsize sessizce örtende gördüm.Aç sokak çocuklarını kucağına