"Keşke" diyen biriyseniz,
Hayatın dönüm noktalarında hata yaptığınızı düşünüyorsanız,
Pişmanlıklarla doluysanız işte sizin için biçilmiş bir kaftan: Gece Yarısı Kütüphanesi
Esere dair daha önce olumlu, olumsuz birçok eleştiri aldım. Ama ben kimi eserlerin insan seçtiğine inananlardanım. Şimdi eser bitti ve kendi kendime kurduğum ilk cümle ne oldu biliyor musunuz:
İyi ki şu anki hayatımı yaşıyorum...
Evet bambaşka bir hayatım olabilirdi.
Daha zengin olduğum,
Daha popüler olduğum,
Daha başarılı olduğum,
Etrafımda daha fazla insanın olduğu,
Yapmak istediğim her şeyi yapma imkanımın olduğu bir hayatım olabilirdi.
Ama ben o hayatta şimdikinden mutlu olabilir miydim?
Şunu kabul etmemiz gerek: Yaşadığımız hayat bizim! Doğrusuyla, yanlışıyla, pişmanlıklarıyla bizim hayatımız!
Ve emin olun, dışarıdan ışıltılı görünen birçok hayat içine girdiğinizde o kadar parlak değil. Bunu olmak istediğiniz hayatın intihar oranlarını araştırarak deneyimleyebilirsiniz!
Nora!
Pişmanlıkların kadını...
Veronika Ölmek İstiyor romanının, hayatının değerini kaybetmek üzereyken anlayan Veronika'sı...
Hep öyle değil midir zaten!
Bir şeyin değerini asıl onu kaybedince anlarsın.
Beklendiği gibi gitmeyen bir hayat.
Kaybediş üstüne kaybedişler.
Sanki hayatın bize bir garezi vardır, diğer hayatlar yolundayken tüm sıkıntılar bizi buluyordur.
Bir filmde duymuştum: "Rutine dönüşen her şey sıkıcıdır aslında. Bu yüzden komşunun bahçesindeki çimen bize hep daha yeşil gelir, her zaman."
Sihirli bir kelime var ve her şeyin değerini o belirliyor: BEKLENTİ.
Yaşadığınız hayat beklentinizi karşılamıyor olabilir. Bunun için bakış açınızı değiştirecek olan, çaba gösterecek olan yine sizsiniz. İçinde sevgi olmadan sahip olunan bütün hayatlar yetersiz gelecektir emin olun. İnsanlar küçük şeylerle daha mutlu. Sevdiğin zaman o küçük şeyler büyük
Ah, nasıl mümkün şimdi seni unutmak!
Nasıl mümkün okumadan önceki hâle dönmek.
Oysa "Hangi hikâye başladığı yerde bitmemiş ki?" idi son cümlen...
Benim seninle olan hikayem başladığım yerde bitmedi. Seni okuyan benle önceki ben asla aynı yerde olamam...
Hiç, bir resmin sizi alıp geçmiş yıllara sürüklediği oldu mu? Bir albümü kurcalayıp fotoğraftaki yıllarda buldunuz mu kendinizi? O yılları anımsamaya, eksikleri, gidemediğiniz yerleri hayallerinizle doldurmaya kalktınız mı? Hiç, bir büyüğünüze benzettiler mi sizi? Onlardan aldığınız huylarınız oldu mu? Yaşamlarını merak ettiğiniz, hikayelerini öğrenmeye can attığınız atalarınız?
Nar Ağacı
Fotoğraflar eşliğinde tarihin tozlu sayfalarına yolculuk...
Öyle bir yolculuk ki Trabzon, Bakü, Tebriz, Taht-ı Süleyman, Isfahan, Şiraz, Yezd, Batum, Tiflis, İstanbul...
Her şehir başlı başına bir dünyaydı ve her kahraman o dünyanın yükünü sırtında taşıyan, dünyadan yaralı bir varlık.
Yalnızca insanlar mı, şehirler bile yaralı...
Kimden, hangi şehirden, hangi olaydan başlayacağımı o kadar bilmiyorum ki... Bir kitap bitirdim, binlerce kitabın yükü omuzlarımda sanki...
Ey aşk...
Mecnûn'u çöllere düşüren,
Ferhat'a dağları deldiren,
Aslı'ya "Aman Kerem, beni rüsva eyleme!" dedirten aşk...
Settarhan'ı diyarından eden,
Azam'ı başkasına yâr eden,
Zehra'yı bulduran,
İsmail'i öldüren,
Din, iman, ferman dinlemeyen aşk...
Kimi hayatlar vardır, ne kadar farklı yönlere giderlerse gitsinler birleşmektir kaderleri. Böyle bir yolculuk işte bu kitaptaki...
Uzun uzadıya olayları anlatmak, eseri özetlemek değil niyetim, bende uyandırdığı duyguları verip bu efsunlu yolculukla sizi başbaşa bırakmak... Ama uyarmadı demeyin, bir çıkan pişman bu yolculuğa, bir de çıkmayan. Zira öyle yollar aşıyorsunuz ki yalnızca yaşaması değil okuması bile