Orada, geleceğin hiçbir önemi yoktu. Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu: Sevgi, insana zarar veren bir hatadır; işbirlikçisi, yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.
Bin Muhteşem Güneş, yazarın okuduğum ilk kitabı. Genel olarak kitabı beğendim. Sürükleyici ve betimlemeleri kuvvetli bir anlatımı var. Afganistan'ın anlatılan zor zamanlarında insanların çektiği acıları ve duymaya hasret kaldıkları mutlulukları hissettim. Yalanların ve tutulmayan sözlerin kim bilir nice acılara sebebiyet verdiğini akıl alamaz. Savaşın nasıl çirkin bir çamur ve kan gölü olduğunu gözler önüne tekrar getiren bir eser.
En çok İslam'ın şeriat kuralları adı altında kadının ötekileştirilmiş, maddeleştirilmiş oluşu yüreğimi kanatıyor. İslam kadını yüceltir, onu korumak için kurallar koyar. Erkek kadından sadece fiziksel bakımdan güçlüdür, ondan üstün değil. Tamam kadın erkeğin gücüne varamaz fakat erkekte kadının inceliği ve narinliğini yakalayamaz, belki de o yüzdendir onu aşağı görüşü..
Bu kitabı okumadan önce Afganistan'ın ve mültecilerinin neler çektiğini yahut çekebilmiş olabileceğini bilmiyordum. O bölgede yaşanılanlar hakkında, nelerin nelere sebep olduğuna dair neredeyse hiçbir bilgim yoktu. Ve tabii elbet kitabı okurken aklımın bir köşesinde Filistin... Mazlum her coğrafyada masum ve zalim her coğrafyada kör ve acımasız. Kendi memleketimin kıymetini ve ona olan sevgimi iliklerime kadar hissettim ve şükrettim. Allah mazluma güç ve dirayet, zalime ile felaket üstüne felaket nasip etsin. Yazımı Mehmet Akif Ersoy'un şu sözleriyle nihayete erdirmek istiyorum: Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın.