Geceleri az uyuyan Selef-i Sâlihîn’den birine bir âlim rastlar ve “Niçin uyumuyorsun?”diye sorar. O da, “Kur’an‘ın harikulâdelikleri uykumu kaçırdı.” diye cevap verir; Kur’an-ı Hakîm’i okuyan biri nasıl uyuyabilir ki, der.
Kur’an-ı Kerîm okumak ibadettir. Eğer bu ibadeti edâ ederken daralıyor, yoruluyorsak, kendimize “bu hâl nicedir?” diye sormalıyız. Bir tarafta Kur’an okurken uykuları kaçanlar, sabahlara kadar gözlerine uyku girmeyenler; diğer tarafta ise Kur’an-ı Kerim’i eline alınca esnemeye başlayan modern çağın insanları...
Ramazan mektebinde az yemeyi, az konuşmayı, az uyumayı öğrenenler, terâvihi, mukabeleyi, sahuru, sadakayı edâ edenler, iftar sofralarında midelerine zühd ayarı yapabilenler, bu ayın bereketini bütün yıla taşıma iradesini de göstermiş olurlar.
Ramazan’da Kur’ân-ı Kerîm’le irfânî bir münasebet kurabilenler haşyet libası giyer. Hazreti Ömer radiyallahu anh gibi yaktığı ateşe elini uzatıp, “Bu ateşe dayanabilir misin Ey Hattaboğlu?” diyerek öfkesini kontrol etme duygusu kazanır.
Oruç tutmayan aç olanla empati kuramaz.Bu yüzden oruç tutanların dünyasında Ramazan bir infak ayı olarak tezâhür eder. O bir ceza mevsimi değil, kalbi günahlardan arınma ve salih amellerle tehzîb etme iklimidir.
Günümüz anne babaları, Müslüman olduğu belli olsun diye, üç aylık yaz sürecinin bir ayını Kur’an kursuna yazdırıp diğer kısmında tatil beldelerinde yarı çıplak giydirdiği çocukların o hallerinden de sorumlu olduklarını unuttu ne yazık ki. Çoçuğum Kur’an’a geçti diye ne kadar seviniyorsak, öğrendikleri ile amel etmiyor diye o kadar üzülmemiz gerekir. Bu din “ılımlılığı” barındırmayacak kadar açık ve nettir.