Kırmızı Pazartesi, en başından ne olacağını bildiğimiz bir cinayeti anlatıyor. Santiago Nasar öldürülecek. Herkes bunu biliyor ama kimse engellemiyor. Olaylar yavaş yavaş, sessiz bir kabulleniş içinde gelişiyor.
(Spoiler) Kitabı okurken en çok Santiago’nun suçsuz gibi oluşu ve buna rağmen kimsenin onu korumaya çalışmaması insanın içini acıtıyor. Özellikle annesinin, oğlunun kapısını yanlışlıkla yüzüne kapatması, cinayetin sessiz ama en sarsıcı anlarından biri.
En çok kızdığım kişi ise Angela Vicario. Çünkü bir tek onun sözüyle her şey başlıyor. Santiago’nun ismini söylüyor ama sonra olanları sadece izliyor. Ne gerçeği açıklıyor, ne de pişmanlık duyuyor gibi. Yıllarca mektuplar yazdı, ama Santiago’ya değil. Ölüme gitmesine neden olduğu adama değil Bayardo’ya… Aşkından söz etti ama sebep olduğu yıkımı asla üstlenmedi.
Asıl soru şu:
Bir suç işlendiğinde sadece bıçağı tutan mı suçludur?
Yoksa görüp de susan herkes biraz katil midir?
Benim içinse:
Bazen katil, sadece bıçağı tutan kişi değildir.
Susup izleyen herkes, o bıçağın bir ucunu tutuyordur.