Ben bu topraklarda doğmuş olmaktan her zaman gurur duydum. Bizim insanımızı seviyorum çünkü en iyi onları tanıyorum. Ben onlara benziyorum, onlar da bana. Bir gün eğer dünyadaki bütün insanlar, az veya çok birbirlerini tanımayı, arkadaş olmayı, bir şeyleri paylaşmayı becerebilirse, eminim o zaman hepimiz seveceğiz birbirimizi.
-Sevmek için tanımak lazım ...
- Tanımak için de karşılıklı konuşmak gerekiyor. Tanımadığımız birilerini sevmek de mümkün değil, nefret etmek de. Ama bugün bütün dünya tanımadığı birtakım insanlardan nefret etme, onları yargılama peşinde. Sence de bu yanlış değil mi?
-Yanlış galiba ... Zaten ne ben kimseyi tanıyorum, ne de bir başkası beni ... Onun için de şimdilik benim için sevmek veya sevilmek çok uzak görünüyor.
Ne kadar anlamlı cevaplar veriyor bu kız. Duyan da onun bülbül gibi şakıyan, rahat rahat kendini anlatan biri olduğunu sanabilir. Her konuda çelişki içinde!
-Yine çok konuştum galiba. Birer tatlıya ne dersin? Ben tatlıyı çok severim.
- Olur!
-Ona göre bütün insan davranışları çocukluktaki kökenlerine göre biçimlenir. Yani yedi yaşına kadar bir çocuk ne yaşadı, ne öğrendi, ne hissettiyse, gelecekte bunları tekrar edip durur. Freud'a göre şimdiki zaman temelde daha önce olanların bir tekrarıdır.
Ben ilk günden beri bunun farkındayım ve bu zor savaşta sana yardımcı olmaya çalışıyorum. Ancak şöyle düşünmeni istemiyorum: Herkesin keyfi yerinde, bir tek benim kaderim böyle.
- Biraz önce bunun böyle olduğunu ... siz de söylediniz.
- Dünyaya insan olarak gelmek, güzel olduğu kadar da zor bir şey. Temelde hepimiz şu veya bu nedenle aynı çatışmaları yaşıyoruz. Onun için hiçbir zaman 'Tam" olamıyoruz. Yarımız ... Bir
tarafımız yazken öbür yanımız kış. İki tarafta birden baharı bulabilmek kolay olmuyor. Alkol, uyuşturucu gibi sarhoş eden maddeler genellikle vicdanımızı daha ılımlı, hükümlerinde daha az
sert ve katlanılabilir hale getirir. O yüzden özellikle iç dünyasında bu dengeyi kurmakta zorlanan insanlar bu maddelere yönelir.
-Yani bu dünyada yarım olan ... bir türlü bütün olamayan tek kişi ... ben değilim.
- Değilsin tabii! Aslında hepimiz yarımız. Arada bir bu duygu azalıp çoğalıyor, o kadar. Mutlu insan hep mutlu değildir.
Mutluluk arada bir bizi yoklayıp geçen bir duygudur ama bazıları neredeyse hiç tatmaz bu duyguyu.
Ben söylediği her şeye inandığını düşünüyorum. O günlerden kalan filmler de bu düşüncemi destekliyor. Zaten o kendine inanmasa bu kadar büyük bir kitleyi arkasından sürükleyemezdi. Belki de o ara kendini gerçekten peygamber sanıyordu. Freud onu çözebilmek için çok uğraştı. "İnsanlar bütünsel varlıklar değildir," der Freud. Parçalara bölünmüştür ve bu parçalar genellikle birbiriyle çatışma halindedir. Bilinçaltını üç bölümde inceler. En altta yer alan bölüme İD der. İD arzuların toplandığı yerdir. Şımarık, henüz çok küçük, sürekli tutturan bir çocuk gibidir İD. İstekleri hiç bitmez. En üstte yer alan Vicdan ya da SÜPEREGO ise bu arzulara genellikle hep karşı çıkar ve onu cezalandırır. Çünkü bu bölüm bizler büyüdükçe, içinde yaşadığımız toplum uygarlaştık-
ça, yasalar yürürlüğe girdikçe, din kabul gördükçe bize sürekli neyin doğru, neyin yanlış olduğunu söyler. Eli sopalı bir anne babaya benzer SÜPEREGO. Her şeye kızar senin anlayacağın.
- Buraları ... özellikle süperegoyu ... çok iyi anladığımı ... tahmin ediyorsunuz değil mi?
Psikiyatriyi bile bir profesyonel kadar iyi biliyor. Ben daha leb demeden, o leblebiyi anladı.
- Evet, biliyorum, zaten bunları iyi anla diye anlatıyorum. Ben ya da EGO ise ikisi arasında sıkışır kalır. Bir yandan insanın bitmek tükenmek bilmeyen arzuları, bir yandan ona sürekli "dur" diyen, sadece yaptıkları için değil, düşündükleri için bile onu cezalandıran vicdanı arasında ne yapacağını şaşırır. Asıl işi bu ikisini uzlaştırabilmek ve huzura kavuşabilmektir ama bunu yapmak bizler için o kadar da kolay değildir