herkes hayattan almak ister fakat kimse ona bir şey vermeyi düşünmez. Bencil, soyguncu, istismarcı, asalak olarak atıldıkları hayatın anlamını başkalarının sırtından geçinmekte bulurlar.
Bu hayat felsefesi aile içinde geçirdikleri uzun yıllar boyunca çocuklara aşılanmaktadır. Peki bunu kim yapar? Ebeveynler.
Çocuklar ve gençler birer bencil olarak büyümekte ve sadece kendini seven , sığ ve manen zayıf insanlara dönüşmektedirler. Tembel, aç gözlü, duyarsız ve Uçarı olurlar.
Sonra da hiç kimseye ve hiçbir şeye, vatana, insana emeğe, büyük fikirlere, ebedi diyenlerine, kendilerine bile ne sevgi ne de saygı duyarlar.
Ne ekerse onu biçeriz.
Ne pişirirseniz onu yersiniz.
Gençlerin zihnini ve ruhunu bakımsız bir tarla gibi boş bırakırsanız orada sadece isırgan otu, deve dikeni ve benzer yabani otlar yetişir.
Anne ve babaların çocuklarını beynini ve ruhunu işlemeden bırakması ne akla uyar ne de vicdana. Onları sevgi dolu ilgiden mahrum etmeniz kabul edilemez, dahası bu ahlaksızlık ve suçtur. Çocukların iyi terbiye edilmemesi sadece aileyi değil toplumu ve devleti de ilgilendiren bir sorundur. İstediğiniz kadar mükemmel anayasalar yapın, seçim mevzuları düzenleyin, en özgürlükçü kanunları çıkarın, sosyalizm veya komünizmin mucizevi gücüne inanan, eğer 100 binlerce çocuğumuzun dar görüşlü, faydasız insanlar olarak hayatta adım atacaksa her türlü yasaya veya sosyal haklara rağmen hayatımız sefil, sönük ve ruhsuz olacaktır.