Yalnızlık iyidir ama hiç farkına varmadan çürütür insanı yıllar içinde, rutubetli bir ev gibi, yaz kış üşütür. Masadaki kırmızı radyoya bakıyorum, yanında iki yerinden ısırılmış bir elma var. Bahçe ıssızlaşmış. Yağmurdan sonra ağaçların yemyeşil buğusu,kimse görmüyor ve şimdi daha iyi anlıyorum ve giden eski oydu ne de kalan eski ben. O gittikten sonra canlılar arasında bir gölge olduğumu tekrar anladım,bu artık bir fikir ya da varsayım değil, kaçınılmaz bir gerçek ve haliyle ürperdim. Bütün o utanç günleri, yeni kararlar alma çabası ve uykuyu boş yere aradığım geceler aslında boşunaymış. Hiçbir şeyi degistiremeyecegim çünkü benden geriye degistirebilecegim bir ben kalmadı. İnsanları suçlamak en kolayıydı, elim varmadı. Bütün kolay yolların sonu kader değil mi usta? Artık sözcüklerle yola devam edeceğim. Kalem kağıttan başka dostum kalmayana denk...
Hep yarımdır insan, ne zaman tamamlanır bilinmez. Hasretini çeker,heves eder ve arzular aklına, gönlüne düşeni. Gözün gördüğü, hayallerin resmettiği ne varsa hep doldurur ihsan dünyasını. Doldurur ve parçası olduğu bütüne doğru meyleder sürekli. Neyin parçası olduğu, hangi bütünün yarısında kaldığı, nasıl tamam olacağı muammadır hep ona. Bu bilinmezin ardına düşer ve ayrı kalışın sızısı hiç terk etmez insanı. Sıcak, sımsıcak yuvaya duyulan özlem gibi hep bütünün, tamam olmanın hasretini çeker insan. Bazen sadece gözüyle görüp eliyle dokundukları tamamlar bu hasretini. Bir çember gibi kapanır insanın üzerine dünya. Boşluk bırakmaz ve yarımlığının giderildiğini, sızısının dindiğini düşünür insan maddi olan kazanımlarıyla.
İnsan, bir kez sevdiğiyle arasına köprü inşa edilmiş olduğunu görünce vuslatın ve onun imkansızlığının engelleneceğini tasarlamak istemiyor. Köprüyü yıkmak kolay... Teker teker üst üste konulan tuğlalar hoyrat bir darbeyle baştan sona un ufak edilebilir ama böyle oldu diye yılgınlığa mı düşmeli? Yılgınlığı bekleyen bir kere daha hüsrana uğramaya hükümlüydü. Burada köprünün altından akan sulara bakmak gerek. Köprü orada duruyor, altındaki sularsa durmadan akıyor, akıp gidiyor. Köprünün altında biriken çerçöpü ayağına ya da diline dolayanlar,onu küçümseyenleri sel olup sürüklüyor... Yalnız bırakılmak istemeyenlerle yalnız kalma derdinde olanlar köprünün iki ucunda birbirine bakıyor... Köprünün iki yanında...
....."Neredeyse tamamen kördü, yine de baston kullanmayı inatla reddediyordu ve sanki parmakları isimleri görüyormuş gibi ellerini kitaplarda gezdiriyordu," .....
Tüm bu korkuya rağmen Borges olağanüstü derecede kitap severdir. " Cenneti her zaman bir çeşit kütüphane gibi hayal etmişimdir." diye yazar Körlük'te babasının kitapları, edebi kimliğinin başlangıcı olmuştur. "Babasının kitaplığı, onun oyun alanı olmuştu," diye yazar biyografi yazarı Edwin Williamson.