Ey gençler!
Gözleriniz, Avrupa'nın şaşaalı sefahatlerini, iğrenç rezaletlerini değil milletimizin açlığını, yoksulluğunu, bilgisizliğini görsün. Avrupa'nın kostümlerini, kumaşlarını, süslerini değil, bunları meydana getiren çalışışlarını ve bilgilerini seviniz.
Biz viran kulübelerde yıkık evlerde yarı aç yarı tok sürünüp dururken onlar, bir taraftan Türk'ün zulmünden mızmızlanıp dünyanın kulağını dolduruyor, diğer taraftan Türk sayesinde, Türk yurdu üzerinde kazandıkları liralarla yaptırdıkları
konaklarda, saraylarda zevk ediyorlardı ve ediyorlar.
Ey Türk yavrusu!
Türk yurdunun bir ucu Tuna, bir ucu Sudan, bir ucu İran, bir ucu Cezayir'dir. Bu yurt senin anandır. Bu yurt dedelerinin kanıyla sulanmış mübarek bir topraktır. Bu yurdun neresini kazsan Türk kemiği çıkar!
Türk'üm!
Yetmiş parça kumaştan yapılmış bir derviş hırkasını göz önüne getir. İşte çoğumuzun ruhu bu derviş hırkasına benziyor. Hırkaya bak: Kırmızı desen, değil. Sarı desen o da değil. Mavi değil. Yeşil de değil... Hepsi birden! Sanki bir deli alacası. İşte çoğumuzun ruhu da böyle. Türk ruhunun üstüne yetmiş iki milletin ruhundaki değersiz parçaları koparıp yamamışız. Türk ruhu örtülmüş, kaybolmuş ve ortada bu tuhaf alaca kalmış.