Osman Yavuz

Osman Yavuz

, bir kitap okudu
Puan vermedi·91 syf.·
2025 19. kitabı
Ferhan Şensoy
7.5/10 · 374 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zapt Edilemeyen Semerkand: Elçiye Ziyafet, Hâkime Hürmet
8/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
Şimdi efendim… Yıl olmuş 1403. İspanya’nın Endülüs tarafında, efendime söyleyeyim, Cádiz Limanı’ndan bir Kastilya kralı, ki kral dediğimiz zatın da tahtı sağlam ama kıtaya aklı endişeli, bir elçi gönderiyor. Adı mı? Ruy González de Clavijo. İşi ne? Timur'a “Bizden selam söyle, akraba sayılırız,” demek! Efendi, yola koyuluyor. Gemilere biniyor, martılarla vedalaşıyor. Rota belli: Cádiz, sonra Rodos – ki orada şövalyelerle dolu bir ada, sonra İstanbul! Ama dikkat, bu İstanbul öyle Topkapı kokan, lale dolu bir İstanbul değil. Burası, Osmanlı’nın Ankara’da boyunun ölçüsünü aldığı, Bizans’ın da “Aman ya Rab, yine Osmanlı’yla beraberiz galiba” dediği zamanların şehri. Trabzon’a varıyorlar. Karadan devam! Tebriz’den geçip Semerkand’a kadar uzanan, dikenli ama ziyafetli bir yol. Şimdi burada mühim bir husus var: Timur’un hâkimiyetindeki topraklara adım attı mı bizim elçi, bir cennet senfonisi başlıyor! Kapılar ardına kadar açık, sofralar dolu, atlar hazır, şaraplar bardak değil, kadeh değil, leğenle geliyor. Her yerde misafir, ama öyle sıradan misafir değil... Elçi ya hani, racon kesiliyor, hatır soruluyor. Ve efendim, Semerkand’a ulaşılıyor. O dönem hava biraz nazlıymış; lodos mu esmiş, kar mı yağmış, belli değil, ama bizim Ruy, Timur'u orada yakalıyor. Timur da “Aha bu da Avrupa’dan gelmiş, biraz caka satalım” diyerek, bizim elçiye ayrı bir muhabbet gösteriyor. Çünkü Timur biliyor ki, dünyaya nam salmak için Avrupa’da lafının geçmesi gerek. Sofralar mı? Aman efendim, bir ziyafetler silsilesi! Koyun eti mi istersiniz, at eti mi! Atı yiyorlar, bir de şarapla üstüne içiyorlar! Her akşam ayrı bir senaryo, ayrı bir sahne. Yalnız yemekler değil, şehrin kendisi de gösterişli. Saraylar, ipekler, parıltılar. Tabloda eksik olan tek şey: karanlıkta kalan Osmanlı. Timur yenecek
Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a SeyahatRuy Gonzalez de Clavijo · Köprü Kitapları · 201626 okunma
Düşün ki Fırat ve Dicle'de işleyen tekneler, denize açılan gemiler, deve kervanları, kağnılar, eşek katarları hep senin şehrine uğruyor. Sulama kanalları sebze ve meyvenin her çeşidini, toprak da hurma ve meyvenin bütün lezzetlerini halkına sunuyor. Ve hayatın tek amacı var, servet yığmak ve eğlenmek. Servet çoğaldıkça hırs artar, vicdan alıp başını gider. Hırs yaygınlaşıp vicdan azalınca toplumda tefecilik ve faiz çoğalır, insanlar birbirine şüpheyle yaklaşmaya, güvenmemeye başlar. Böyle bir toplumu yönetecek kişinin rütbesini bir kimlik gibi kullanması ve halkın hem güvenini, hem korkusunu üzerinde taşıması gerekir. Bu da ancak tanrılıkla mümkündür." "Et ve kemikten ibaretsiniz ve yine et ve kemikten olanlara karşı tanrılık iddia ediyorsunuz, garip değil mi?" "Babil'de tanrı olmak hiyerarşik bir yapının en üstünde olmakla izah edilebilir. Tapınakların hepsi en tepede sembolik bir tanrı düşünür ve onun gücünü kullanan bir krala itaat eder. Bir aile reisi gibi... Diğer görevlerin hepsi bu reise yakınlık ve intisap ile ölçülür. Tapınağın yöneticisi veya bekçisi, kumandanı veya falcısı, sanatkâr veya işçisi hep bu sistem içerisinde tanrıya yakınlık iddiasında hiyerarşik dizilim gösterirler. Mesela Hz. İbrahim'in babası Azer veya Tareh, tapınakta bir put ustası heykeltıraş olarak Nemrut'un katında üçüncü dereceden yetki sahibi önemli biriydi."