Havf, kalbin arzuladığı bir şeyin yok olacağı endişesinden veya istenmeyen bir işin gerçekleşeceğini düşünmekten, Recâ ise aksine istenmeyen bir şeyin yok olmasından veya arzu duyulanın gerçekleşmesinden, daha doğrusu gerçekleşme ümidinden doğar. Her ikisi de istikbale aittir.
Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da manen cehennemdedir ve her kim hayat-ı bâkiyeye ciddî müteveccih ise, saadet-i dâreyne mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da; Dünyasını, Cennet'in intizar salonu hükmünde gördüğü için hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder...