Her gün… Onu her gün görmezsem mutsuz oluyorum.
Onsuz yapamıyorum.
İnanılmaz! Sanatının dışında hiçbir şeyi umursamadığını düşünürdüm.
Artık benim sanatım o.
“İnsan ne yaşayacağını biraz da kendi belirler.
Yaşanması gerekeni belirler, yanına çağırır ve bırakmaz.İnsan böyledir. Yaptığının vahim olduğunu ilk andan itibaren bildiği hâlde yine de yapar.
İnsan ve kader birbirlerine tutunurlar; birbirlerini çağırır ve şekillendirirler.Kaçınılmaz olanın hayatımıza gizlice girdiği doğru değildir.
Hayır, bizim açtığımız kapıdan girer ve ondan daha da yaklaşmasını isteriz.
Hiçbir insan, çelik gibi bir meşruiyetle, kendi varlığından, karakterinden kaynaklanan bir musibete eylemler ya da sözlerle sırt çevirecek kadar güçlü ve zeki değildir.”
Kendi olarak, sana gelen
sana gereksinimi olmadan, seni isteyen
sensiz de olabilecekken, senin ile olmayı seçen
kendi olmasını, senin ile olmaya bağlayan
O, işte…
Oysa giden nazlı gençliğimiz bir daha geri gelmeyecek. Yirmi yaşımızın o kıpır kıpır neşesi sönüp gidecek. Elimiz ayağımız tutmaz olacak, duyularımız körelecek. Çirkin, zavallı birer kuklaya dönüşeceğiz. O çok korktuğumuz arzuların ve işlemeye bir türlü cesaret edemediğimiz günahların düşüncesi aklımızdan hiç çıkmayacak. Ah gençlik ah! Şu dünyada gençlikten ötesi yalan.