Ben zalimler çağında yaşayan bir alçaktım. Tanrıların korkak haline getirdiği bir alçak.
Alçakların en acınacak olanı, en tiksinti vereni. Yüreğini dalkavukluk, aklını düşmanlıkla besleyen sinsi bir saray yazmanı.
Gerçek efendileri olan Gökyüzünün Fırtına Tanrısı Teşup ile karısı Güneş Tanrıçası Hepat'ın ve Tanrıçamız Kupaba'nın soluğuna üfledikleri büyüyle şiirler mırıldanacağı yerde, kralların çıkarları için antlaşmalar yazarak kendi yeteneğine bile ihanet etmekten çekinmeyen sabık bir ozan.
Bedenine sinmiş soylu nefretini, görkemli giysilerin yüzündeki derin acıyı, tunçtan daha katı
bir mutluluk maskesinin ardına gizleyerek Hatti kralının emrine koşan ikiyüzlü bir tören adamı.
Sevdiği kadın, askı uğruna ölürken, kralına bağlılığın vakarıyla ellerini göğsünde kavuşturarak sessiz kalmayı seçen, yeryüzünün en onursuz erkeği. Erkeklerin yüz karası. Aşkı
için ölmenin yüceliği yerine, sarayın taş duvarlarında büyüyen kendi değersiz varlığının görkemli gölgesine sığınmaktan çekinmeyen sefihlerin en rezili.
Ben Kral Pisiris'in danışmanı, Hitit sarayının başyazmanı, büyük meclis Panku'nun değerli üyesi, ben soyluların en soysuzu Patasana.
Ben ölüler içinde yüzen, ben, tanrılar tarafından alnına "Sonsuza kadar acılar içinde kıvranacaktır" yazılan saray başyazmanı Patasana.
Yazdığı antlaşmalarla, mektuplarla ülkesinin yazgısını değiştiren ama kendi yazgısına söz geçiremeyen zavallı Patasana. sana, bu tabletleri bulacak olana, derim ki: dikkat et. Benim yaşamımı çiçekli bir ağaçtan kuru bir dala çeviren
arasında gerçeği yansıtmayan bir tek sözcük yoktur. Gerçek olmayan sözcüklerimi Su Kapısı'ndaki duvara Kral Pisiris'i Övmek için kazıdım, Frigya Kralı Midas'ı kandırmak için mektuplara döşedim, Urartu Kralı Rusa'nın kafasını karıştırmak için sıraladım, Asur Kralı