5 Nolu Kadın Olmak, yalnızca bireysel bir kadının yaşadıklarını değil, aynı zamanda toplumsal bellekte bastırılan kadın hikâyelerini su yüzüne çıkaran güçlü bir anlatı. Bu kitabı bir Kürt kadın olarak okuduğumda, hem kimliğimle hem geçmişimle hem de taşıdığım toplumsal yüklerle yüzleştim. Çünkü Kürt kadın olmak, sadece kadın olmanın getirdiği mücadeleyi değil; aynı zamanda bir halkın diliyle, kültürüyle, kimliğiyle verdiği varoluş savaşını da bedeninde taşımak demek.
Kitaptaki her kadın anlatısı, bizim coğrafyamızda defalarca sessizleştirilen, görünmez kılınan, “normalleştirilen” acıların yankısı gibi. Cezaevi yalnızca bir mekân değil, aynı zamanda kadın bedenine, emeğine ve söz hakkına yönelik sistematik baskının simgesi. 5 Nolu’da geçenler, bugün hâlâ birçok Kürt kadının hayatının kıyısından ya da tam ortasından geçiyor.
Kitap, bana bir kez daha hatırlattı ki; bizim hikâyemiz bir sessizlik değil, direniş tarihidir. Ve bu tarih, kadınların sustukça değil, anlattıkça değişir. Anlatmak, görünür olmak, varlığını inkâra karşı bir direnç hattı örmek demektir. Bu bağlamda 5 Nolu Kadın Olmak, yalnızca bir kitap değil; bizim için bir hatırlatıcı, bir yüzleşme ve bir yeniden yazım çağrısıdır.