"İnsanlık öldü mü?" dedim.
"Yok," dedi, "ölmedi, ölmedi ama, bir şeyler oldu, başka bir yerlerde sıkıştı kaldı herhalde?"
"Nerede kaldı acaba?"
Mahmudun yüzü bir sevinç ışığında şakıdı. İnsanlık belki Mahmudun bu ağız dolusu gülüşünde, bu yürek dolusu sevincindedir, kim bilir, belki...
Taksim kentin en kalabalık yeri, o kadar kalabalığın içinden birkaç insana benzer insan çıkmaz mı birkaç kuruş vererek, şu küçücük kuşları sevinç içinde kalarak, kıvançtan dört köşe olarak salıverecek?
Bir mavi kuş vardı, o zamanlar, şimdi gelmez oldu, kökü kesildi zaar. Küçücüktü, bir başparmaktan az iriceydi. Belki de daha iriydi de, insanın kafası makina değildir ki, küçüğü büyük, büyüğü küçük anımsar
Gün kavuşunca oraya çadırın önüne bir ateş yaktılar, isten kapkara olmuş tencerelerinde bir çorba kaynattılar, dinsiz, imansız, gavur olmuş taş yürekli İstanbul halkına durmadan üçü üç yerden sövdüler.