İstanbula para mı dayanır, sinemaya gitmişler, çekirdek almışlar, dondurma yemişler, bozacıyauğramışlar, vapura binip Kadıköye bile geçmişler. Apartman
topuklu kızlara laf bilem atmışlar. Atarlar, ne oluyor yani, kimne karışır, bu memlekette herkes özgür de, onlar değil mi?
Yetmiş iki milletin adam olmamış, dikiş tutturamamışları gelmişler oraya sığınmışlar, bir baltaya sap olmuşlardır. Dolapderenin insanlığının, hergeleliğinin, açmazının, düşüklüğünün, dostluğunun, sevgisinin, hayınlığının ölçüsü yoktur.
İstanbul büyüktür, geniştir, uçsuz bucaksızdır, içinde karınca gibi insan kaynar ya, büyüklüğünün, genişliğinin, türlü türlülüğünün bir sınırı vardır, bellidir.
Sen olsan naparsın, gelirsin, gelirsin, her gün kovalanırsan, ondan sonra da azıcık insanlık varsa içinde çeker gidersin, değil mi? Değil mi abi?"
"Öyle," dedim.
"İşte kuşlar da gitti."
"Giderler, aldırma," dedim.
Kuşlar küstü bize. O kadar geldiler, o kadar kovaladık ki onları, o kadar aşağılayıp yakalamadık ki, şu küçücük kuşları yakaladık da, onlar da küstüler bize, insanlara, başlarını aldılar çektiler gittiler