Cahiliye devrindeki bir adete göre, bir adam, yakınlarından biri öldüğü zaman, geriye kalan karısının veya çadırının üstüne elbisesini atar ve: "ölenin kendisine varis olduğum gibi, karısına da varis olacağım" dermiş. Beyle dedikten sonra, o kadına herkesten çok hak sahibi olurmuş. Isterse o kadınlarla eski mehriyle evlenir, dilerse başkası ile evlendirir, mehrini alır ve kadına ondan bir şey vermezmiş. Hatta dilerse ölen kocasından kadına intikal edecek mahirden vazgeçirmek için onunla evlenmez, başkasıyla de evlenmesine de engel elurmuş. Eğer kadin, böyle bir kimse üzerine abasını atmadan yakınlarının evine kaçabilirse, kadinlik haklarına sahip olabilirmiş.
Bazıları da hanımından hoşlanmaz ve bununla beraber kadının malı bulunduğundan dolayı, mirasına konmak için zorla onu yanında tutar, ölümünü gözler, iyi geçinmezlermiş. Işte bu ayet bu sebeplerden dolayı indirilmiştir.
Ayet gereğince helal olmayan mirastan maksat, kadınların kendilerine mirasçı olmaktır. Kadın miras metaı olamaz. Ayni şekilde kadini zorla tutup malına konmak da helal olmaz. Bunan için Şevkani (öl.1250/1834) bu ayeti, söylenen mefhuma uygun olarak şöyle tefsir etmiştir: "Size, kendilerine başkasindan daha çok hak sahibi olduğunuzu sandığını ve kendinizin oldukların saydığınız kadınları miras yoluyla elde etmeniz helál değildir."
Birçok bakimlardan erkeğin sömürü aleti halinde tarih sayfalarına geçen kadının, İslamın nuruyla , en az erkek kadar insanlik şerefine nail elduğunu açıklamak bakımından bu ayet-i kerime dikkate şayandır. İslamin, bazı cahiller tarafından, kadın aleyhtart bir dinmiş gibi efkarı ümimiyyeye lanse edilmeye çalışılmasının tek sebebi cehalettir.