Kudüs'e yolu düşenlerin Mamilla Mezarlığı'nı da mutlaka ziyaret etmesi gerekiyor Bu, Kudüs'ü geçmişte "bizim" yapan Müslümanlara karşı asgari bir görevimiz.
Kirine, kalabalığına ve karmaşasına hiç takılmadan, loş sokaklarında kaybolmak, anıt eserlerine dalıp gitmek ve halkın gündelik temposuna şahitlik etmek, bunları yaparken de siyasetin insan yaşamını nasıl şekillendirdiği hakkında uzun uzun düşünmek... Kahire, bu kıvamı tutturabilenlere inanılmaz hikayeler fısıldayan bir şehir.. Dışarıdan bakanların çoğunlukla "pislik" gördüğü ara sokaklarda ve iç mahallelerde, ben aksine yaşayan ve ruhu olan bir şehir gördüm.
Şimdi geldik "Nasıl gezmeli?" sorusunun cevabına. Evvela, haritalarla samimiyeti arttırmak şart.. İkinci olarak, görülecek yerlerin tarihi güzelce okunmalı.. Üçüncüsü, sürprizlere ve anlık gelişmelere hazır olmalı.. Dördüncüsü, coğrafyanın vereceği şeylere önyargısız ve şartsız açık olmalı.. Ve son olarak, fotoğraf çekme çılgınlığına esir olmamak da hayati derecede önemli.
Ortadoğu'ya mührünü vurmuş büyük İslam imparatorluklarının izlerini hala taşıyan Kahire, günümüzdeki bütün "döküntü" görüntüsüne rağmen, bağrında cevherler barındıran bir şehirdir. Sokak sokak dolaşmalı Kahire'yi. Şu anda mevcut olan aksaklıklara (kalabalık, gürültü, temizlik eksikliği, siyasi sıkıntılar vb.) hiç takılmadan, "dünyanın anası" tabir edilen Kahire, derinlemesine ve çok yönlü olarak tahlil edilmeli.
Yaslandığımız kültürel arka planı kavramak, sürdürdüğümüz tarihsel yürüyüşün ana duraklarını fark etmek, nereden gelip nereye gittiğimiz hakkında düşünmek ve benliğimizi sağlam temeller üzerine yükseltmek adına şuraları mutlaka adımlamamız gerekiyor: Kudüs, Kahire, Balkanlar, Endülüs ve Buhara-Semerkant.