Albert Schweitzer 1952'de Nobel Barış ödülünü alırken bütün dünyaya şöyle seslenmişti; “Olayları oldukları gibi görmeye cesaret edelim. İnsan, insan üstüne yükselmiştir ama insanüstü güce erişmenin gerektirdiği insanüstü akılcılığı gösterememektedir. Artık şu gerçeği itiraf etmenin zamanı gelmiştir sanırım, üstün insan gücünün artması ile birlikte gerçekte zavallı ve acınacak insan haline gelmiştir. Uzun süredir anlamamız gereken bu gerçeği şimdi lütfen kabul edelim. Üstün insan olmakla gerçekte insan dışı bir varlık olduk biz.”
Endüstri çağı başladığından beri insanları ayakta tutan umut ve güven kaynağı, sınırsız bir gelişmenin insana her istediğine ulaşabilme imkânı vereceği vaadiydi. Doğa insan egemenliğine girecek, sınırsız bir maddesel bolluk olabilecek en büyük mutluluğu getirecek ve kısıtlanmamış gerçek özgürlüğe ulaşılacaktı. Gerçi insan imkanları ölçüsünde var olduğu andan itibaren doğaya egemen olmaya çalışmıştı ama endüstri çağı başlayana dek bu imkanları oldukça kısıtlıydı. İnsanların ve hayvanların güçlerinin önce mekanik sonra da nükleer enerji ile karşılanması hatta insan zihninin yerini giderek bilgisayarlara bırakması endüstriyel gelişimin sınırsız üretimi ve sınırsız tüketimi sağlayacağı yolundaki inancın güçlenmesine yol açmıştı. Böylelikle insanlar teknik aracılığıyla en güçlü ve bilim aracılığıyla da her şeyi bilen olacaklarını sanmaya başladılar. İnsan kendisini öylesine güçlü görüyordu ki artık içinde doğayı yapı taşı olarak kullanıp ikinci bir dünya yaratma umudunu taşıyordu. Erkekler ve belirli bir ölçüye kadar da kadınlar yeni bir özgürlük duygusunu yaşamaya başlamışlardı. Artık herkes kendi yaşamının efendisiydi. Feodal dönem yıkılmıştı ve zincirlerinden sıyrılan herkes her istediğini yapma hakkını elde etmişti, en azından o sıralar öyle sanıyorlardı. Özgürlük, toplumun daha çok orta ve üst sınıflarında rastlanan bir olgu olmasına rağmen toplumlarda egemen olan genel kanı endüstrileşme ilerledikçe özgürlüğün toplumun tüm bireylerine yayılacağı yolundaydı. Ulaşılmak istenen düzey, kadın ve erkeğin birbirine eşit olduğu evrensel bir burjuvazi diye adlandırılabilecek olan herkese eşit ve ortalama bir yaşamın sağlanmasıydı. Eğer herkes bolluk ve konfor içinde yaşarsa bireylerin sıkıntısız bir mutluluk duygusuna kapılacağı sanılıyordu. Sınırsız üretimi, mutlak özgürlük