Bu sabah dışarıyı izlerken apartmanda oturan yaşlı amcanın yavaş yavaş yürüyerek gittiğini gördüm. Hiç acelesi yoktu. Bir yere yetişmeye çalışmadan, öylece telaşsız bir yürüyüş… Adımlar ağır, kalp sakin, zihin yavaş… Bir an gençliğini düşündüm. Gençken aynı yolu nasıl yürürdü? Şundan eminim: geçim derdi, eve, işe, çocuklarına, hayata yetme telaşıyla hızlı hızlı adımlar; koşturmacalar, telaşlı haller, hızla atan kalp, her şeyi düşünen karmaşık bir zihin, yetmeyen zamanlar… Halbuki şimdi zamanı bükmüş gibi; sanki zaman durma noktasında. Beden yavaşladıkça zamanda durmakta, zamanla bir işi yok çünkü… İşte zamanın göreceliği bu olsa… bence yani...
Peki hangisi kıymetli..? Koşturduğum, hiç bir zaman yetiremediğim, gençlikte telaşla akıp giden zaman mı? Şu yaşlı amcanın ağır adımlarında bükülmüş, erimiş, yok hükmüne geçmiş zaman mı? Her şey hemen olsun, bitsin, geçsin, gitsin istiyoruz ya çoğu zaman… Geçip giden zaman mı? O telaşla yapılan, görülen işler mi? Biz miyiz?
Bugün o yavaş yavaş atılan adımlarda kalmak istedim. Anda, telaşsız, sakin bir kalple kalmak.