Zübeyde TATLİ

Zübeyde TATLİ
@Zbydbyd_tatli
Sosyal Hizmet Uzmanı
Lisans
Van
Van, 19 Nisan 1998
36 okur puanı
Şubat 2019 tarihinde katıldı
Vicdanım sızlıyor... Bunu nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum, yüreğimdeki bu ağırlığı artık taşıyamayacak noktaya geldim. Dayanılması zor bunca acının içinde, nasıl baş edeceğini bilemeyen tek kişi ben miyim, diye sormadan edemiyorum. Yaşanan her şey herkesin gözünün önünde olup bitiyor ama çoğu zaman hiçbir karşılığı olmuyor. Adalet duygusu yerini sessizliğe, sessizlik ise içten içe büyüyen bir kırılmaya bırakıyor. İnsan, sonunda yalnızca ilahi adalete sığınmak zorunda kalacak kadar çaresiz hissettiğinde, bu sadece bireysel bir acıya değil; toplumsal bir yorgunluğa da dönüşüyor. Sanki herkes bir şeylerin farkında ama kimse dokunamıyor, değiştiremiyor ya da değiştirmeye gücü yetmiyor. Bu da insanın içinde çok ağır bir “acziyet” duygusu bırakıyor. Ve belki de en zor olanı, bu hissin normalleşmesi... Peki insan, adaletin olmadığı bir dünyada nasıl ayakta kalır? Onca yaşanan acı, haksızlık ve adaletsizlik artık yüreğimin taşıyamayacağı bir ağırlığa dönüştü. Sanki sadece kalbim değil, bedenim de buna tepki veriyor; midem bulanıyor, içim daralıyor. Bir şeylerin sürekli eksik, sürekli yarım ve sürekli adaletsiz kaldığı bir düzenin içinde nefes almak bile zorlaşıyor. Geleceğini göremediği, yarınların ne getireceğini kestiremediği bir yapının içinde nasıl yaşar insan? Bu belirsizlik, bu kaos, bu sürekli değişen ama bir türlü düzelmeyen düzen içinde insan nasıl tutunur hayata? Sadece kendi hayatımız değil, ülkemizin insanları, hatta dünyanın farklı köşelerindeki insanlar da aynı soruyu soruyor gibi... Herkes bir çıkış yolu arıyor ama kimse net bir cevap bulamıyor. Adaletin geciktiği, güvenin sarsıldığı, umutların yorulduğu bir düzende insanın içi ister istemez boşlukla doluyor. Ve en ağır tarafı şu oluyor: İnsan, yaşananları izlerken hem üzülüyor hem de hiçbir şey yapamamanın
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Film
Victor Frankenstein, yüzeyde bir bilim ve korku hikâyesi gibi görünse de aslında insanın yaratma arzusu ile bunun sorumluluğu arasındaki derin çatışmayı anlatır. Victor Frankenstein, yaşamla ölüm arasındaki sınırı aşarak bir varlık yaratır; ancak onu kabul etmek yerine ondan kaçar. Böylece en büyük trajedi başlar: İnsan, kendi yarattığı şeye düşman olur! Psikolojik açıdan bakıldığında bu hikâye, insanın kendi içsel parçalarıyla kurduğu ilişkiye dair güçlü bir metafordur. Victor bilinçli zihni temsil ederken, Frankenstein's Monster bastırılmış duyguların ve travmaların simgesine dönüşür. İnsan, kabul etmediği yönlerini yok saydıkça, bu yönler daha güçlü ve yıkıcı şekilde geri döner. Yani “canavar”, bastırılanın geri dönüşüdür. Film aynı zamanda bilimin sınırlarını sorgular. Victor’un yaptığı şey, “yapabilirim” dürtüsüyle hareket ederken “yapmalı mıyım?” sorusunu göz ardı etmektir. Ölümü yenmeye çalışırken etik değerleri ihmal eder ve sonunda kontrol edemediği bir gerçeklikle yüzleşir. Bu da bilimin, sorumluluk ve etik olmadan ilerlediğinde nasıl yıkıcı olabileceğini gösterir. Yaşam ve ölüm teması ise anlatının en çarpıcı boyutlarından biridir. Ölümün kesinliği ortadan kalkar, ancak geri dönen yaşam eksik ve yabancı bir hâl alır. Ve geriye tek bir soru kalır: Yaşamak sadece var olmak mıdır, yoksa kabul görmek, sevilmek ve anlam bulmak mı? Belki de en sarsıcı gerçek şudur: Bazen gerçek canavar, yaratılan değil… Onu yaratıp sorumluluğunu almayan kişidir. #VictorFrankenstein Zübeyde Tatli

Zübeyde TATLİ

, bir kitap okudu
Puan vermedi·704 syf.·
50 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 19:15
·
2026 3. kitabı
Fyodor Dostoyevski
9.1/10 · 194bin okunma