euphy

euphy
part-time teacher, full-time reader
"Bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar." (Amin Maalouf, Afrikalı Leo, p. 159) Bir toplumun gerçek gücü zengin, güçlü ya da başarılı insanlarından değil, en zayıf, en yardıma muhtaç bireylerine nasıl davrandığından anlaşılır. Eğer bir toplum yaşlıyı, çocuğu, hastayı, engelliyi, fakiri ya da dışlanan birini yalnız bırakırsa, o toplumda adalet, merhamet ve dayanışma zayıflamaya başlar. Bu da zamanla güven duygusunun yok olmasına ve toplumun içten içe dağılmasına yol açar. Çünkü insanlar şunu düşünmeye başlar: “Yarın ben zayıf duruma düşersem kimse bana da yardım etmeyecek.” ve bu düşünce birlik duygusunu bitirir. Birçok düşünür, bir toplumun değerini en zayıf üyelerine nasıl davrandığıyla ölçer. Örneğin John Rawls adalet anlayışında şunu savunur: Adil bir toplum, en kötü durumda olan bireylerin durumunu iyileştirmeye çalışmalıdır. Eğer sistem sadece güçlüleri koruyorsa, bu gerçek adalet değildir. Aristoteles ise insanın “politik bir varlık” olduğunu söyler. Yani insan tek başına değil, toplum içinde anlam kazanır. Eğer toplum dayanışmayı kaybederse, insan doğasına da aykırı hareket etmiş olur. Aynı şekilde İslam’da da toplum bilinci çok önemlidir. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurur: “Müminler bir beden gibidir. Bir uzuv rahatsız olursa, diğerleri de bundan etkilenir.” Yani bir kişinin acısı tüm toplumu ilgilendirir. Ayrıca zekât, sadaka gibi ibadetler, güçlü olanın zayıfı desteklemesi için vardır. Amaç sadece yardım etmek değil, toplumsal dengeyi korumaktır. Kur’an’da da zulüm ve haksızlık yapan toplumların uzun süre ayakta kalamayacağı vurgulanır. Çünkü adalet yoksa çözülme başlar. Bu konu hakkında konuşmak istememin nedeni günümüzde sanki insanlar artık zayıf, yardıma muhtaç ya da güçsüz bireyleri eskisi
Felsefe-Düşünce
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Başaramadık..........
2025 Okuma Raporları
"Semanın boşluğunda buyruk altına sokulmuş kuşları görmüyorlar mı? Onları (boşlukta) Allah’tan başkası tutmuyor. Kuşkusuz bunda inanan bir topluluk için ibretler vardır." (Nahl, 79)
Din
Sahabeden bir kadın elinde bir kumaşla Hz. Peygamber’in yanına gelerek, “Bunu giymeniz için kendi elimle dokudum.” dedi. O günlerde böyle bir kumaşa ihtiyacı olan Peygamber Efendimiz bu hediyeyi aldı ve giyinerek ashabın yanına geldi. Fakat bir sahabinin, “Yâ Resûlallah, bunu bana giydir!” demesi üzerine Rahmet Elçisi, bu sahabiyi kırmadı ve evine döner dönmez kumaşı katlayarak ona gönderdi. (Buhârî, Libâs, 18) Peygamberimiz, insanın kendisi için isteyebileceği bütün güzellikleri kardeşi için de dilemeyi, kendisinin sakındığı bütün kötülüklerden onun da uzak olmasını arzu etmeyi imanın bir gereği sayarak, ‘kendisi’ ve ‘başkası’ ayrımını âdeta ortadan kaldırmıştır. Onun bu öğretisi, Mekke’den Medine’ye hicret sonrasında ensarın muhacirlere gösterdiği davranış biçimiyle zirve noktasına ulaşmıştır. Allah’ın övgüsüne mazhar olan bu tutum, (Haşr, 59/9) “gerektiğinde başkasını kendisine tercih etme anlayışı” (îsâru’n-nefs) olarak İslam ahlakının şahikasını oluşturmuştur. (Fotoğraf: Mustafa Paşa Camii - Üsküp/Kuzey Makedonya)
Din
pov: kuşlarımın yaramazlık yapabileceğini unutup kitabı ortalıkta bırakmışımdır ☠️
1K