Belki yalçın kayalardan, siyah ormanlardan akan bir nehir gibi maddi sıkıntılar ve ruhi acılar içinde geçip giden hayatını tamamıyla değiştirmek için nedenler hazırlıyordu.
...Bir gün birkaç dervişle yolu kesişti. Dervişler Yunus'un halini, dilini pek sevip birlikte yola devam etmeyi teklif ettiler. Bir gün boyu sohbet edip ilerlediler. Akşam olduğunda dervişin biri, ellerini semaya kaldırıp dua etti; Allah'ın izniyle önlerine bir sofra gönderildi. Şükürle, niyazla yiyip içip yine yollarına devam ettiler. Ertesi akşam diğer derviş ellerini semaya kaldırdı ve dua etti. Yine Allah bir sebep halk edip önlerine bir sofra gönderdi. Üçüncü gün sıra Yunus'a gelmişti. Yunus hâlâ dergahtan kaçışının ezikliği içinde, suçluluk, eksiklik duygusuyla korkuyla yalvardı:
"Yarabbi yüzümü kara çıkarma, onlar kimin hürmetine dua ediyorlarsa onun hürmetine beni de utandırma."
O akşam diğer günlerin iki katı bir sofra geldi önlerine. Yol arkadaşları farkı görünce şaşırıp Yunus'a sordular:
"Allah aşkına söyle, kimin hürmetine dua ettin."
Yunus neler olduğunun farkında değildi. O da dervişlerin kimin hürmetine dua ettiğinin merakındaydı.
"Önce siz söyleyin" dedi.
Dervişler: " Biz Tapduk Emre kapısında otuz sene hizmet eden Yunus'un hürmetine dua ediyorduk."dediler...