Kadın ana karakterin bazı yerlerde aklını kullanması dışında hiçbir yerde kullanmaması beni delirtti.
Kitap, kadın karakterin kardeşinin savaştan dönmesiyle başlıyor. Dönerken düşman taraftan para çalıyor ve düşman taraftaki Oniks askerleri de onun peşine düşüyor. Bunlar hepbirlikte başka bir ülkeye kaçacakken arkalarında annelerinin ilacını unutuyorlar ve bunun için kız geri dönüyor. Böylece Oniks askerleri tarafından alıkonuluyor çünkü kızımızın iyileştirme gücü var. Ülkeye götürülüp zindana atılıyor olaylar bu şekilde başlamış oluyor.
Ben ancak bir yere kadar tahammül ettim ve en sonunda atlaya atlaya gittim. Hoşuma giden tek şey erkek karakterin sürekli kadın karakterin yanında olup ona destek olması, onu koruyup kollamasıydı.
Şu gerçeği itiraf etmeliyiz ki bizler çoğunlukla en uzak bir yerde bulunan bir ailenin özel hayatını bildiğimiz halde oturduğumuz yerin bir saat ötesini bilmeyiz.
Tütüncüye, "Bu büyük adama okuduğun kâğıt neydi?" diye sordum. Tütüncünün verdiği şu cevap, aradan seneler geçtiği halde hâlâ hatırımdan çıkmaz:
"O büyük adam değil, orta boylu. Memleketinden aldığı mektupları her zaman bana okutur. Onun okuması yazması yoktur."