Beni senin yaşamının içine atan şey öldürücü düzeydeki Belleksizliğim belki, ama şunu da gayet iyi biliyorum: Ben doğuştan hürüm, kanunları istediğince uygulayan efendiler kavmindenim. Yenilen hükümdarlar esir edilebilir, ama asla köle edilemezler. Tepemde pis bir gardiyanın kırbacı şakladığında, zincirlenmiş ellerim o darbeyi önleyemeyecek kadar güçsüzse... Ne yapacağım, sırtımda kırbaç izleriyle mi yaşayacağım? Kırbaç sayısını bir tanecik olsun indirmeleri için yargıçlarla pazarlık mı yapacağım? Celladın elini mi öpeceğim? Yoksa yaralarıma merhem almak için eczaneye mi gideceğim?
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Burada herkes birbirini mahkemeye sürüklüyor: Yaşayanlar ölüleri, ölüler yaşayanları; herkes bir diğerinin tarihini, tarihi ise bizzat Tanrı'nın kendisi yargı önüne çıkarıyor. Ben şu sonu gelmez gammazcılığı, şu kirli yalancı tanıklıklar, yalan yere yeminler, sahte yargılamalar, dolandırıcılıklar selini mi ölümsüzlerin oyununa benzetmişim? Yoksa nereye düştüm Ben? Söyle Bana, sen buranın yerlisisin, bilirsin saygıdeğer dostum: Bu yol nereye gider? Bakıyorum da benzin attı, parmağın da titreyerek orayı gösteriyor... ah, evet şu çöp kutusunu!
Artık Ben de kukla tiyatrosunda çırpınan bir kuklayım, porselen kafam bir sağa bir sola dönüyor, ellerim bir yukarı kalkıyor bir aşağı iniyor; neşeliyim, oynuyorum, her şeyi biliyorum... bir tek şu hariç: İplerim kimin elinde? Az ileride çöp kutusunun karaltısı, ağzından iki küçük bacak ve bacaklara geçirilmiş balo kıyafetinin tülleri sarkmış...
Gücün yeterse, Tanrı'nın kendisini insanlaştır da bak sevgili Yakup; o da seninle hemen o seçkin İbrani ya da Fransız dillerinde konuşacak ve o seçkin İbrani ya da Fransız dillerinde söylenebileceğinden daha fazlasını söyleyemeyecek. Hem de Tanrı!.. Üstelik Ben yalnızca Şeytanım, alçakgönüllü, dikkatsiz, insan suretine bürünmüş bir İblis!