ZehrAktaŞ

ZehrAktaŞ
@ZehrAktaS
Adım ZehrAktaŞ, Henüz bu platformda yeniyim. Geldim gidiyorum yalan dünyadan diyerek her telden yazdığım yazılarım ile sizlerleyim...
Çocuk gelişimi, okul öncesi, tarih, kültürel mirası koruma, turizm, bilgi yönetimi, bilgisayar işletmenliği.
6 Aralık 1997
5 okur puanı
Mart 2019 tarihinde katıldı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Kendini değersiz hissetmek
Son zamanlarda bu hissi o kadar çok yaşıyorum ki. Çünkü çevremde sayısız insan var ama derdimi anlatsam ya anlamıyorlar ya da yokmuş gibi geçiştiriyorlar. Oysa ben içimdekileri birilerine anlatıp konuyu kapatmak istiyorum. Ama sanki kimse beni dinlemiyor gibi. Kimse benim yerimde olmak istemiyor gibi... Boşluktayım, yapayalnızım, bir girdabın içerisindeyim. Ama ben bile nasıl kurtulurum bilmiyorum. Herkesin derdini dinleyip, çare buluyorum. Kendime gelince upuzun bir set çekmiş gibi arafta kalıyorum. Ve kimse beni dinlemiyor diye de kendimi sevmiyorum ve kendimi sevemediğim için yine kendimi değersiz hissediyorum. Ve bu değersizlik sonucu daha çok kaosa ve kötü bir ruha bürünüyorum. Baktım olacak gibi değil. Bende değişmeye karar verdim. Örneğin geçenlerde yanıma gelen tombul sarı kediyle hasbihale tutuştuk. Ben anlattım o miyav miyav dedi. Dedim "sohbetin pek ala..." dedi "miyav." "Yahu kedi bile beni dinliyor, su dinliyor, Gökyüzü dinliyor, taş dinliyor, toprak dinliyor da... Bir insana mı çok geliyorum da beni dinlemiyor" dedim. Sonra baktım kendime. "Değerliyim ben beee. Valla çok değerliyim kızım" dedim. Sonra özgüvenim geldi. Daha sonra kendime dert ettiğim şeylere baktım. Hepsi bir avuç kum bile etmezdi. Hepsi kendimi üzmek adına bahanemdi. "Tamam" dedim. Ve kendime çeki düzen verdim. Bana kötü olan her şeyi bırakıp onları aştım. Sonrasındaysa kendime yüklediğim o değersizlik hissi yerini "değerliyim ben be" hissine bıraktı. Çünkü baktım ki ben mutluysam her şey mutlu, ben iyiyim her şey iyi. Ve her şey gelip geçici. Zira sonuçta ben üzgün olunca yanımdaki benimle üzgün olmuyor, benim değer verdiğim bana değer vermiyor. Eee o zaman napmalı? "Beni yok sayanı yok saymalı" diyerek önüne bakmalı. İnanın ki sizden değerlisi yok. Evet, narsist bir düşünce
Kendi Kalemimden
Güngörmez
"Hiç sevmem kışları" derdi. Neymiş üşürmüş de kalın giymek zorunda kalırmış. "Hahh" dedim içimden. "Yazın da, kışın da mahallenin en pejmürdesi sensin..." Bunları o zamanlarda çok yakın olup da sevemediğim, şimdilerdeyse rahmetli olan canım arkadaşıma söylerken yıl 1995 aralığın 17'siydi. Şimdiyse 2006 yazının en sıcak ayının 17'sindeyim. Saat sabahın 11'i. Onsuz 8 yıl geçmişti. O zamanlarda 30'larında mahallenin pek de sevilmeyen, bekar kızıydı lale. "Niye sevilmiyordu" diye soracak olursanız da şöyle derim size... Lale varlıklı ama varyemez bir kızdı. Öyle ki babasından yüklü servet kalmıştı, güzel bir işte müdür olarak çalışırdı da beş kuruş harcamazdı. "Ne yapıyorsun bu kadar parayla, eve havuz yaptırıp içine su yerine para doldurup mu yüzüyorsun" diye bir keresinde sormuştum merakla. "Evim 1+1 neresine yaptırayım Sevdacığım" demişti buruk bir gülümsemeyle... Bense şu an onun evindeyim, "evi de kendisi gibi gerçekten pejmürdeymiş" dedim yine içimden gülerek mutfaktan minik balkona geçerken. Sahi bu kızın benden başka kimsesi de yoktu. Ölmeden önce de bana birkaç evrak, evinin anahtarını ve upuzun her anını yazdığı bir günlüğünü bırakmıştı. Bense nankörlük edip evlilik, iş, çoluk çocuk, şehir değişimi derken Lale'yi bu 8 koca yılda unutup gitmiştim. Şimdilerdeyse doktor eşimin tayini memleketime çıktığı için geri dönmüştüm. Lale'nin babasından kalma bu müstakil evde gezerken yerdeki tahtalar bile çatırdıyordu. Dolapları açtıkça içlerinin boş olduğunu görmüştüm. Zira Lale'nin bana kalırsa 3 kıyafetten fazla başka kıyafeti de yoktu. Olsaydı da onları da satıp saklar, yemezdi herhalde. Ev zaten iki odadan oluştuğu için çok fazla bakacak şeyde yoktu. Bir koltuk vardı ve lale orada yatıp kalkardı. Buzdolabı bile yoktu. İş yerinde yerdi sadece. Bende onun o hem yatak,
Kendi Kalemimden