Kitap: Sükut İşçisi
M.Uysal
Önce özrümü beyan edeyim: Kitabı Aralık 2018'de okumuştum. Değerlendirme yazacaktım okuduktan sonra fakat karmakarışık işlerimin/düşlerimin arasında kayboldu gitti.
Her yazı yenidir... Öyleyse yazalım ki okuyan bulunur.
Yazarı liseli bir delikanlıyken tanıdım Ahmet Urfalı hocam sayesinde. Tavşanlı'da okudu liseyi. Gazetede bazı yazıları yayımlandı diye hatırlıyorum. Öyle güzel tanışıklığımız oldu ki, bir daha unutmadım. Güzel şeyler yazıyordu lisedeyken. Sonra işte üniversite falan derken bir ara görüşemedik. Sonra tekrar yazılarını gördüm dergilerde ve derken işte bahsi geçen kitapla tekrar hiç ayrılmamış gibi buluştuk. Dil üzerine okudu ve sanki dil oldu. Gayet latif birisi. Yazarken zarif, konuşurken nazik bir beyefendi. Kitabı okuyunca siz de bileceksiniz zaten.
Sükut İşçisi kitabının adı. İlk elde kafanızda bir imgelem oluşturmuyor bu isim. Fakat kitabı okudukça kafanızda bir eski zaman zuhur ediyor rayihası ile birlikte. Benim cümlelerime bile sindi bu satırlardan anlaşıldığı kadarıyla.
Kendisinin söylediği kadarıyla kapağı biraz eleştiri almış. Evet, benim de içime sinmedi daha güzel olabilirdi. Lakin hangi kapak kitabından güzel olabilir ki? Öznel bir değerlendirme kapakla ilgili olan.
“Atölyeyi saran mis gibi sükut kokusunun içinde, susulmuş hayallere dalardı bir süre. Sükuttan örülmüş seccadesini sererdi sonra. Okurdu sessizce. Zaman susar, yıldızlar susar, gece susardı. Neden sonra arka kapısı çalardı atölyenin. Ön kapı, söz kapısı ise arka kapı sükut kapısı idi.” Arka kapak yazısını okuyunca biraz daha canlandı mı kafanızda?
Öykü/hikaye tarzı kitaplarda pek alışık olmadığımız bir “Takdim.” yazısından sonra 16 hikaye var kitapta. Öykü/hikaye tarzı edebiyatın zor alanlarından bir tanesi. Özellikle kısa hikayelerde anlatım zorlar