Hatadan sonra tövbe etmek, boynunu bükmek, özür dilemek, Allah Teâlânın büyüklüğünü idrak etmek ve bununla beraber kendi acizliğini de kavrayarak, "Ya Rabbi ben yanlış yaptım, ben hata ettim, sen beni affet!" demek çok tatlı bir barış hâlidir. Baba olarak bunu biliyoruz, aile büyüğü olarak bunu biliyoruz, aile küçüğü olarak da kendi babamıza, annemize karşı tavırlarımızdan biliyoruz. Hatadan sonra düzeldiğini, artık pişman olduğunu, bir daha yapmayacağını hissettirerek affa uğramak çok sevimlidir. Bu, evvele göre daha çok sevilmeniz anlamına da gelir. Hata etmemek, hiç hatası olmamak değildir mesele; çünkü insan hata demektir. "İnsan beşer, durmaz şaşar / Eyler hata, üçer beşer / Düz ovada yürür iken / Ayağını sürter, düşer." İnsan hata demektir. Mesele, hatadan sonraki duruşta. Hatadan sonra ne yapıyor; dikleniyor mu, batılı mı savunuyor, yoksa boynunu büküp aman mı diliyor? İşte o özür dileme hâli tövbedir malum. Pişman olduğunu göstermek çok yüce bir hâl, barış ve dostluğun tesisi... Bir hadis-i şerifte bildirilmiş, günahkâr bir kulun tövbe etmesi hâlinde Allah Teâlânın nasıl sevindiği izah ediliyor. Bu muazzam bir şey! Allah'ın sevinmesi hâli ne demek... Hiçbir şeye muhtaç olmayan, gani olan Allahü azîmüş-şan sen tövbe edince seviniyor; işte bu, aşkın şahididir. Seni seviyor yani, seviyor... Hem de nasıl seviliyorsun ki günahından kurtuldun, tövbe ettin diye Rabbin seviniyor.