Zehra

Zehra
@Zehranur1254
Gönülleri incitmek, sert davranmak, kalp kırmak mert insanların tabiatına yakışmayan bir arızadır, diyor şair. Yani burada ahlakın temel bir değeri olarak kalp kırmaktan sakınmayı gösteriyor. Bu husus önemli: Kalp Allah'a komşudur. O bakımdan kalbi kırmak, Allah'ın komşusunu incitmek demektir. Komşu asi de olsa ona yapılan saygısızlık ev sahibini incitir. Yani Hak Teâlâ, isyankâr olan kulunun da kalbinin kırılmasını istemiyor. Eskiler bunu şöyle, biraz esprili ifade etmişler: "Gerekirse kafasını kır ama kalbini kırma." Kalp; aziz olduğu, kıymetli olduğu, Allah evi olduğu için -günahkâr da olsa- onu kırmama esaslı bir hayat tarzı peşin peşin tavsiye ediliyor. Kalbi kırmaktan sakınmak, şiddetle, altı çizilerek ifade ediliyor.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Buna mı tav oldun? Buna mı tav oldun! Evet, buna mı tav oldun, güzel söyledin. Ahitleşmedik mi? "Elestü bi-rabbikum, ben sizin Rabbiniz değil miyim?" dediğimde "Bela, evet," demedin mi? Sen bana söz vermedin mi? Ben bir şeye muhtaç olduğumdan mı sana emirler, yasaklar koydum? Haşa! Ama sen benim hatırımı gözetmedin. Kulunun tövbe etmesi hâlinde Allah seviniyor. Hem de nasıl seviniyor. Neye? Senin tövbe etmene. Niye peki? Bu, sana olan sevgisinin şiddetini, gayretini ve seni kıskandığını gösteriyor. Bu hususta bir örnek daha arz edeceğim. Sahabilerden Muâz b. Cebel bir soru soruyor Resulullah Efendimiz'e (s.a.v.): "Ya Resulullah, hanımımı suç hâlinde görsem, cezalandırmak için bir şey yapamaz mıyım? İnisiyatif alamaz mıyım? İhkak-ı hakta bulunamaz mıyım?" Efendimiz (s.a.v.), "Hayır!" buyuruyor. "Dayanamam ya Resulullah," diyor, "dayanamam." Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki, "Kavminizin reisinin gayretini gördünüz, o çok gayret sahibidir, yani kıskanır. Ben ondan daha gayretliyim, Allah benden gayretlidir." Buradan anla ki sen hududa tecavüz edersen, Allah indindeki durumun ne olur? Yani Allah'ın fuhşu men etmesi, Allah tarafından fuhşun yasaklaması, kuluna olan gayretindendir. Kıskanıyor bizi.
Allah kuluna nasıl gayret ediyor hocam? İşte o da şu şekilde: Hadîs-i kudsîde Hak Teâlâ buyurmuş ki, "Ey kulum! Seni kendim için yarattım. Her şeyi senin için yarattım. Senin için yarattığım şeyler, seni benden alıkoymasın. Seni meşgul, seni benden gafil etmesin." Yani Allah sana cenneti hazırlamış, sen dünyada çer çöpe aldandın... Olur mu bu? Ahde uyar mı?
Ahlak her an huzurda, O'nunla iletişim hâlindeymiş gibi yaşamaktır. Bugünlerde bundan uzak olduğumuz; materyalist, maddeci bir tutum benimsediğimiz; her şeyi elimizle dokunup gözümüzle görebildiğimiz şeylere göre dizayn etiiğimiz ve görülmeyi, tanınmayı, bilinmeyi, insanlar tarafından müşahede edilmeyi çok önemsediğimiz için bu noktada epey kayba uğradık, örselendik. Yani yediğimiz yemeği bile resimlerle sağa sola servis etmek gibi; ibadetimizi selfielerle diğer insanlarla paylaşmak gibi; her hâlimizi birilerine göstermezsek geçerli olmayacakmış gibi bir yapaylığı ve suniliği benimser håle geldik. Bütün bunlar tasannu eseridir, gösteriştir... İşte bu bizi değersizleştiriyor, tenzîl-i rütbeye mahkûm ediyor, aşağı çekiyor.
Yani ahlak, olması gereken, fıtratta mevcut olandır ve bugün Batı dillerinden iltibasla onu etik kelimesiyle karşılıyorsak da aslında bu hiç uygun değildir. Çünkü etik dediğimiz şey göstermelik bir disiplindir. Gözümün içine baka baka beni kazıklama da ne yaparsan yap, demenin adıdır. Hâlbuki ahlak, doğrudan doğruya öze dairdir; ortada kimse yokken, sizi tenkit etmesi muhtemel bir insan mevcut değilken bile sizi çekip çeviren, sizi bağlayan bir hâli vardır. Yani kendi başınıza ve yalnızken de bir ahlak ve bir edep söz konusudur. Bu, aslında Allah ile münasebetimizin tam karşılığıdır; Halik ile mahlukun münasebetinin adıdır ahlak. Allah ile arayı iyi tutmanın adıdır. Çünkü imanla müşerref birisi kalbinin, bütün duygu ve düşüncelerinin Allah tarafından bilindiğini bilir, mesele odur. İnsanı ahlaklı kılan da zaten budur. Kişi, başıboş olmadığını bilir; bu hem muazzam bir güven teşkil eder hem de insanı hizada tutar.