Düşünmeden evvel hissediyoruz, dış dünyadan tesirler alıyoruz. Bu tesirler, bizim menfaatlerimize, zevklerimize ve isteklerimize cevap oluyorlar. Bize faydalı bir zevk sunan görüşlere hakikat elbisesi giydiriyoruz. Menfaatlerimizle zevklerimize aykırı fikirleri hata olarak itham ediyoruz. Önce hayati bir ağaçtan ibaret varlığımızdan fışkıran iştihalar, türlü emeller ve parlak hayallerle süslenmiş olarak şuurumuzda hakimiyetlerini ilan ediyorlar. Sonra onların bütün varlığımıza saldığı istekler, dış dünyaya çevriliyor ve kendi hesaplarına hakikat avcılığı yapıyorlar. Kendilerine uygun fikirlere hakikat damgasını basıyor, aykırı görüşleri hakikat dışı yapıyorlar. Böylece bir fikrin hakikat oluşu, herkes için müşterek ve kendi kendisinin ayni olan bir realitenin değil, bizim istek ve iştihalarımızın emriyledir. İnsanlığın düşüncesine hakim olan hakikat ölçüsü, insanın kendi hayati menfaatleri, şahsi hesapları ve istekleridir; zevkleri veya alışkanlıklarıdır.