İran devrimi, siyasi bir rejime, ekonomik ve sosyal bir yapıya değil de, bir medeniyete, yani batı medeniyetine karşı yapılan ilk devrimdir. Bu büyük medeniyet ülkesi, Şah döneminde, yıllar ve yıllarca, İslami geçmişinde en büyük olan her ne varsa hepsinin de inkar edilip dışlandığını görmüştü. ABD tarafından askeri, teknik ve finans yönünden arka çıkılan bir ordunun ve en iğrenç işkence metotlarını kullanacak şekilde eğitilmiş bir polisin,yani Savak ın desteğiyle Şah, İran’a terörist bir zorbalığı dayatıyordu. Batının büyük firmalarına bağımlı birkaç soyguncu milyarder’in yarari için köylüler, işçiler ve küçük esnaftan oluşan halkın ezici çoğunluğunu 1000 sene öncesinde yaraşır bir durum içinde tutuyordu. Güttüğü siyaset Şah’ı Körfez petrollerinin koruyucu jandarması yaptığı için batılıların, özellikle de Amerikalıların “İran mucizesi” adını verdikleri yutturmaca‘nın çarpıcı örneği o muhteşem Persepolis festivalidir.O anlı şanlı festivalde Şah, İslam medeniyetinden asırlarca önceki (Pers imparatorluğu‘nun kurucu hanedanın) Akamanışların torunu olarak takdim ediliyordu. Körfez halkları üzerindeki vesayeti devam ettirilmesinde çıkarı olan ülkelerin bütün yöneticileri, o oldukça şatafatlı festivale bizzat gelip katıldılar. Festival sırasında milyarlar, açlık ve sefaletin hüküm sürdüğü bir Çöle yok yere saçıp savuruldu.
Bütün dünyayı dolaşsan bile batini olmayan tek bir toplum bulamazsın. Cehalet olduğu sürece batıl inançlara bağlılık devam edecek. Tek çözüm cehaletten kurtulmak.
Evet, artık inanmadığımız öne sürsek de hala tanrılara insan kurban etmekteyiz. Elbette tanrıların adlarını değiştirmişiz, tanrı dediğimiz o sembollerin anlamlarını değiştirmişiz. Belki artık Apollo’ya inanmıyoruz, Osiris’e inanmıyoruz ama adalete, hürriyete, demokrasiye inanıyoruz. Yeni tanrıların isimleri bunlar. Gücümüzü bu sembollere veriyoruz, onları tanrı katına yükseltiyoruz ve hayatlarımızı bu tanrılar adına kurban ediyoruz. İnsan kurban etme bütün dünyada süregelen bir eylem, sonucu ortada: şiddeti görüyoruz, suçu görüyoruz, insan dolu hapishaneleri görüyoruz, savaşı, insanlığın cehennem düşünü görüyoruz çünkü bilgimizin içinde bir sürü batıl inanca ve çarpıtmalara inanıyoruz. Savaşı insanlar yaratıyor biz de gençlerimizi o savaşlarda kurban edilmeye gönderiyoruz. Çoğu zaman ne için savaştıklarından bile haberleri yok.