Ah, bu kitabı okumak için ne kadar geç kalmışım!
Çocukluğumuzdan beri bir şekilde bu hikâyeye maruz kalıyoruz; çizgi filmler, filmler ve çeşitli uyarlamalar sayesinde Frankenstein'ı bildiğimizi sanıyoruz. Ben de bu yüzden yıllarca kitabı okumadım. Geçen yıl çıkan yeni film uyarlamasıyla birlikte kitap yeniden popüler olunca okumaya karar verdim. Demek ki kısmet bu zamanaymış.
Hikâye ne kadar tanıdık olursa olsun, kitabı büyük bir merakla okuyorsunuz. Elinizden düşüremiyor, aklınız hep kitapta kalıyor. Bitirdikten sonra da etkisi günlerce sürüyor. Böyle kitaplara bayılıyorum.
Frankenstein son derece derinlikli bir eser. Victor'un büyük bir hırsla bilimin sınırlarını zorlayarak gerçekleştirdiği deney ve hedefine ulaştığında yaşadığı hayal kırıklığı, ardından yarattığı varlığı reddedişi oldukça çarpıcı. Okurken sürekli şu soruyu düşündüm: Acaba onu en başından kabul etse ve sevgisini gösterseydi ne olurdu?
Yaratığa üzülmemek elde değil. Çünkü o, eski film uyarlamalarındaki gibi konuşamayan, akılsız bir canavar değil. Tam tersine; zeki, konuşkan, duygusal ve düşündürücü bir karakter. Kitapta en sevdiğim bölümlerden biri de De Lacey ailesini gözlemlediği ve onların yanında geçirdiği zamanlardı. Yaratığın merakı, öğrenme isteği, insanları anlamaya çalışması ve onlardan biri olma arzusu çok etkileyiciydi. Ancak ne yazık ki bunların hiçbiri yeterli olmuyor; dış görünüşü her şeyin önüne geçiyor. Sürekli dışlanan, korkulan ve reddedilen bir varlık olarak görülüyor. Oysa tek istediği sevilmek ve insanlar arasında yaşayabilmekti. Her dışlanışında yaratıcısına duyduğu öfke, biraz daha büyüyor. Onu yaratan kişi bile kabul etmemişken, diğer insanların kabul etmesini nasıl bekleyebilir?
Hikâyeyi okurken Victor'a hem kızıyor hem de yaşadığı kayıplar nedeniyle ona üzülüyorsunuz.
Ya ben neydim? Varoluşumdan ve yaratanımdan bütünüyle habersizdim ama param, arkadaşım ve hiçbir çeşit mülkiyetim olmadığını biliyordum.Üstelik iğrenç bir şekilde bozuk ve tiksindirici bir biçim verilmişti bana; insanlarla aynı doğaya bile sahip değildim… Öyleyse, yeryüzünde ben, bütün insanların kaçtığı ve herkesin reddettiği, bir leke, bir canavar mıydım?